Prens – Machiavelli

Machiavelli bu kitabı 1513 yılında tamamlamış. Kitaptaki amaç bir prens nasıl olmalıdır sorusuna cevap vermek. Kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Hiç bir sayfasında burası çok da önemli değil diyemiyorsunuz. Her sayfasında size bir bilgi günümüze bir ışık tutabiliyor. Bazı yerlerde yanıldığını söyleyebilirim. Örneğin bir yerde aksiyon almanın devletler için her zaman aksiyon almamaktan iyi olacağını söylemiştir. Fakat yine de çoğu bölümde öyle tespitler yapmış ki beni hayretler içerisinde bıraktı. Bunlara birkaç örnek verecek olursak: Bir yeri fetheden prensin orayı silahsızlandırması ve daha kadınsılaştırması gerektiğini, silahların sadece eski devletindeki kişilerde olması gerektiğinden bahsetmiştir. Şu anda Japonya’da olan tam olarak bu diyebiliriz. Şöyle bir çıkarımı daha bulunmaktadır: “Önceki devletten hoşnut olan, bu yüzden de ona düşman olan kişilerin dostluğunu kazanması, önceki devletten hoşnut olmadıkları için onunla dost olan ve devleti işgal etmesine destek veren kişilerin dostluğunu kazanmasından çok daha kolaydır”. Bu oldukça derin bir analizdir. Acaba Osmanlı İstanbul’u aldığından böyle bir problem ile karşılaştı mı?. Bir diğer uyarı ise günümüz Türkiye’sine dair. Suriyenin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu ile birlikte operasyon yapmaktayız. Bunun doğru olmadığını, çünkü bu insanları kontrol etmek daha zor olacaktır.

Kitabı okumanızı öneririm.

Frankestein – Mary Shelley

Frankestein ailesi Cenevre civarında yaşamaktadır. Bu ailenin bir ferdi olan Victor yeni bir canlı yaratmak için çok uğraşır. Bir yolunu bulur ve en sonunda aslında herkesin Frankestein olarak bildiği canlıyı yaratır. Bir yolunu bulur ve bir canavar yaratır. Sonrasında buna bakmaya bile iğrenir. En sonunda kapısını açar ve canavarın dışarı çıkmasına olanak tanır. Gel zaman git zaman ailesinden bir haber alır, artık Genevreye geri gelmesini istmeektediler. Geri döndüğünde ise evde bir matem havası vardır. Evin en küçük çocuğu William kaybolmuştu. Bir süre aradılar ve bir gün sonra cansız bedenine ulaştılar. Hemen sonrasında kimin yaptığını da öğrendiler. Evin hizmetlisinin üzerinden dün Victor’un bir yakını olan Elizabeth’in William’a verdiği madalyon çıkmıştır. Kız ne kadar ben yapmadım dediyse de başka biri şüpheli olarak görülmediğinden tüm şüpheler ona kaldı ve çok yakın bir zamanda da idam edildi. Fakat ne Victor ne de Elizabeth buna inanmıyorlardı. Bu hizmetli ile çok uzun zamandır çalışmışlardı ve kendisini hep çok iyi birisi olarak görmüşlerdi. İdamdan bir gün önce hapishaneye kızı görmeye gittiler. Kız yine de yapmadığını tekrarladı ve onlardan af diledi. Tabi Frankestein ailesinin yapabileceği birşey yoktu.

Sonrasında Victor bunun nedenini öğrenmeye çalıştı en sonunda kendi yarattığı canavarın çocuğu öldürdüğünü öğrendi.

Canavarın hayatındaki gelişmeler ise şöyleydi; Canar evden ayrıldıktan sonra nereye gideceğini bilememişti. Çok büyük bir bunalımla karşı karşıyaydı. Bir süre birilerine yardım etmeye çalıştıysa da sürekli yanlış anlaşılmış ve her zaman kovalanmıştı. Bu kovalamaların sonunda kendisine kalabileceği bir yer buldu. Burası bir eve bitişik, kapalı bir yerdi. Kendince bir kapı yapmış ve sadece geceleri dışarı çıkacak şekilde yaşamaya başlamıştı. Gün içinde içerideki Yaşlı adamın, genç çocuğun ve kızın yaşamlarını izliyordu. Bu o kadar hoşuna gitti ki tüm insani duyguları burada öğrendi diyebiliriz. Okumayı da burada öğrendi. İhtiyarın kör olduğunu anlayınca tüm hazırlıklarını yapıp karşısına dikildi. İhtiyara hayatıyla alakalı sorular sormaya insanların neden kendisini beğenmediğini anlatmaya çalıştı. Tam canavar kılıklı olduğunu söyleyecekken ihtiyarın genç torunu geldi ve dedesinden ayrılmasını söyledi, tabi bu korkuyla Frankestein hemen oradan ayrıldı. Ertesi gün olduğunda aile korkudan orada duramamış ve ayrılmıştı. Canavar onu bu dünyaya getiren yaratıcısına çok kızgındı ve bu kızgınlığını gidip yaratıcısının kardeşinden aldı.

Victor ile Canavarın karşılaşmaları William’ın ölümünden sonra Victor’un histeri ataklarının olduğu döneme denk geldi. Victor sürekli yarattığı canavarı aradı ve en sonunda onu çok soğuk bir yerde buldu. Canavar hikayesini anlattı ve haklılık vurgusu yaptı. Tabi Victor hala kızgındı bir açık bulsa hemen öldürmeyi düşünüyordu fakat canavar da oldukça güçlüydü bundan da korkuyordu. Canvar Victor’dan kendisine bir eş yaratmasını istedi. Böylece eşi ile İnsanların olmadığı bir yerde yaşacaktı. Victor en sonunda emin olmadığını söyleyerek olayı kapattı. Sonra düşününce bunun fena bir fikir olmadığına karar verdi. Bunu Cenevre’de babasının yanında yapamazdı. Bundan dolayı İngiltereye gitmeye karar verdi. İngiltereye tek başına göndermediler ve yanında birisi ile birlikte göndermek istediler. O da tamam demek durumunda kaldı. İngiltereye gittiklerinde arkadaşı Hindistan üzerine bilgi edinmeye çalıştığından onun ile anlaşma yaptılar. Herkes bir süreliğine kendi yoluna gitti. Sonrasında Victor canavarı yapmamaya bu dünyaya ikinci bir canavar getirmemeye karar verdi. Bundan dolayı hemen ordan ayrılmak istedi. Fakat o an canvarı gördü ve canavar bunu yanına koymayacağını ve Victor’un evleneceği gece oraya geleceğini söyledi. Sonrasında Victor kovaladı en sonunda bir kayıkta buldu kendini sonra orada uyuya kaldı ve en sonunda bir yerlerde kenara yanaşabildi. Burada hiç iyi karşılanmadı. En sonunda birlikte buraya geldiği arkadaşının da öldürüldüğünü öğrendi. Öldüren bu tekne ile geldiğinden suç Victor’un üzerine kaldı. Bir süre uğraştı bu suçu üzerinden atabilmek için ama atabildi. Sonrasında yine Genevre’ye geri döndü. Elizabeth ile evleneceği güne az kalmıştı. Artık beklemekten başka bir şey yapamazdı. Sonrasında evlenceği gün canavar Elizabeth’i de öldürdü. Sonrasında Victor tüm dünyayı canavarın peşinden dolaştı. En sonunda onu bulur gibi oldu fakat yine elinden kaçırdı çok yorulmuştu. Bir gemide öldü. Canavar gemiye geldi ve artık kimse ile işi olmadığını ve daha insanların dünyasına gelmeyeceğini bildiridi.

Bence hikaye fena değil, oldukça akıcı fakat daha derinlemesine tesbitler beklerdim. Böyle bir konuda çok da fazla bir felsefi konulara değinilmemiş. Yine de yazarın 1800’lü yıllarda böyle böyle bir kitap yazabilmesi oldukça etkileyici. Okumanızı öneririm.

Cehennem – Eileen Myles

Açıkçası kitaptan beklentim yüksekti. İyi bir şairmiş. Fakat iyi bir roman yazamamış bence. Çeviriden de kaynaklanabilir diye düşünüyorum çok kopuk bir hikayesi var. Bir kızın hayat evreleri arasındaki gitgeli anlatıyor. Fakat normal bir paragrafta başka bir yere atıf yapıyor ve orası boşluk. Bir türlü ne olayın etrafına ne de içerisine kendimi koyabildim. Bundan dolayı yarıda bıraktım.

İyilik Güzellik – Ece Temelkuran

Ece Temelkuran’ın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap dergilerde yazdığı makalelerden oluşuyor. Genel olarak Ece Temelkuran’ın nasıl bir kişilik olduğunu çıkarabiliyorsunuz. Özellikle “Şahsi bir mesele. Ne yaptı sana bu devlet?” yazısını çok beğendim. Devlet neden bireye indirgenip kızılır güzel açıklamış. Bazı yerlerde devletin üzerine fazla gittiğini, olur olmaz bazı şeyler için devleti suçladığını düşünsemde bence okunması gereken bir kitap. Ayrıca bu şekilde dergilere yazılmış makalelerin toplandığı bir kitabı okumayı sevebildiğimi öğrendim.

Hippi – Paulo Coelho

Paulo Coelho’nun daha önceden çok kitabını okumama rağmen bir süredir okumamıştım. Bu kitabo da eşim hediye etti. Bu aralar eşimin hediyelerinden gidiyorum.

Bu romanda olay sizin de tahmin edebileceğiniz gibi hippi kültürü üzerine. Hikaye Komunizmin dünyayı kasıp kavurduğu vakitlerde geçiyor. Paulo Brezilyalı bir genç ve Yugoslavyalı bir kadın kız arkadaşı var. Bu arkaşı kendisinden ne kadar büyük olsa da Paulo onu gibi deli gibi sevimektedir. Maçu Piçu’ya gitmeye çalışmaktayken polis bunları hapise atar, çünkü uyuşturucu kaçakçısı olduğunu düşünmektedirler. Bir süre sonra polis Paulo ve kız arkadaşını serbest bıraktı. Sonrasında da kız Paulo’dan ayrıldı. Paulo avrupaya gömeye çalışırken Amsterdam’da Karla ile tanıştı. Karla ise kendini bulmaya çalışan bir kız. Bunun için de Nepal Katmandu’ya gitmek istiyor. Fakat yanında birisi ile gitmek istediğinden dolayı hemen gördüğü ilk yabancı ve hippi kılıklı adama yani Paulo’ya yamandı. Paulo’da anlamasa da kızla birlikte gitmeye karar verdi.  Yollarda başkaları da bu otobüse katıldı. Otobüs bazen problemler ile karşılaştı ve en sonunda İstanbul’a geldiler. Burada Paulo sufizm’e ilgi duydu. Bundan dolayı Karla’dan ayrıldı. Bir sene İstanbulda kaldı.

Bu anlattığım hikayedeki Paulo gerçek Paulo Coelho.

Hikayenin geneli böyle basit bir hikaye üzerine kurulu, bazı anlarda hüzünlensem de genel olarak çok beğendiğimi söyleyemem. Beni üzerine düşündüremedi.

Olağanüstü bir gece – Stefan Sweig

Canistan sonrasında yine bir çeviri kitap okumak istedim. Bu kitap da eşimin hediyesi. Kitabın kahramani Baron Frederich Michel. Bir gecede insan hayatının nasıl değişebileceği üzerine yazılmış bir kitap. Baron zengin olması ve rütbesi nedeniyle hep yüksek sosyete ile haşır neşir olmuş birisidir. Fakat 36 yaşlarında iken bundan aşırı derecede sıkılır ve hayatının ne kadar anlamsız olduğunu fark eder. Çalışmasına gerek yoktur, para ile derdi yoktur. Bu anlamsızlığı yenebilmek için her gün olduğu gibi o gün de dışarı çıkar ve hipodroma gitme isteği duyar. Hipodromda oturur ve insanları seyrederken arkadan tüm canlılığıyla bir kadın güler, eğlenir ve etrafa neşe saçar. İçten içe kadını görmek ister Baron fakat bunu yapmaktan da çekinir. Dayanamaz ve bir süre sonra yerinden kalkıp kadını görür ve kadınla göz göze gelirler. İlişkilerinde en fazla bu anı sever. Kadın da arada bir onu yoklar. Sonrasında koltukların aşağısından şişmanca bir adam kadını çağırır. Baron’un tüm heyecanı kaçmıştır. Böyle bir kadına kur yapmak içinden gelmez. Fakat kadın öyle bir bakar ve onu heyecanlandırır ki Baron dayanamaz ve kadının yanına gitmek ister. Fakat o hengamede ayakta durmak zor olduğundan birden kadının kocası ile çarpışırlar. Kadının kocasının kuponları yere düşer ve adam bir heyecanla hepsini toplamaya çalışır. Fakat Baron bir hınzırlık yapıp bir tanesinin üzerine basar adam ne kadar arasa da bulamaz. Sonrasında karı koca oradan ayrılırlar. Elinde kupon ile yarışı izlemeye başlar ve bilete 20 Kron çıkar. O an Baronun aklına hırsız olduğu fikri düşer ve inanılmaz derecede rahatsız olur. Gidip adama diyemez biletinizi çaldım diye, parayı harcayamaz da. Tekrar hipodroma girer ve birbirine tüyo veren insanları dinler. En kötü atı bulur ve tüm parayı ona basar ne de olsa kaybetmek istiyor. Sonrasında tekrar koltuğuna oturur. Ama şans bu ya yine kazanır. Bu defa 600 Kron sahibi olur. Bir süre sonra bu hırsızlığın kendisine üzüntü değil aslında bir hayat gayesi, neşe verdiğini anlar ve bu düşkünlükten zevk almaya başlar. Bundan dolayı başka düşkünlükleri de görmek ister. Şehir merkezine, basit insanların, fakir insanların olduğu yerlere gitmek ister. Gittiğinde bir festivale katılır ve ne kadar neşeli olduklarını düşünür. Bir masada mutlu bir grup vardır. İnsanlar her ne kadar birbirlerini tanımasalar da çok iyi bir şekilde anlaşabilmektedirler. Baron da masaya oturur, fakat herkes bir anda sessizleşir. Bunun üzerine Baron kalkar ve hayatt neyi olursa olsun insanların iyiliğine katkı sağlayamayacağına karar verir. Birşeyleri değiştireceğine olan inancı sona ermiştir. Tam eve dönmek üzereyken, en azından o geceyi de düşkünler gibi geçirmek ister. Bir zaman sonra orospular sokaklara iner ve bir tanesi Baron’a bakar. Baron o kadar sevinir ki birisinin kendisi ile ilgilendiğine ve kendisinin bir hayalet olmadığına hemen arkasından gider. Kız bunu ormanın derinlinlerine kadar peşinden sürükler. Sonrasında ise elini tutar, Baron bu anlar için hayatında hiç bir kadına bu kadar aşkla dokunmadığından bahseder. Kadına bir kaç kron verir. Sonrasında kadının pezevenkleri gelir. Bunlar Baron’dan para koparmak için onu bekçilere teslim etmek ile tehdit ederler. Baron da zaten batmıştır batacağı kadar. Sokağın başındaki bekçiye yaklaştıklarında adamlar korkarlar. Fakat Baron daha derinlemesine batmak istemektedir. Adamlara ağlamaklı bir sesle lütfen beni daha iler göndermeyin, eğer benim böyle birşey yaptığım öğrenilirse intihar ederim lütfen şu 100 kron’u alın der. Adamlar anlayamazlar, halbuki istese hiç birşey vermeden gidebilir. Fakat baron en sonunda 200 Kron vererek onlara teşekkür edip ayrılır. Herkes mutludur. Bu mutluluğu, insanları mutlu edebilme olasılığını çok sever Baron, o gün her gittiği yere çokça para verir ve 600 Kron’u insanlara dağıtarak bitirir. Hatta baloncunun balonlarını alıp havaya bırakmışlığı da vardır.

 

Güzel bir kitap. Her sayfasında farklı duygular bırakıyor.

Canistan – Yusuf Atılgan

Bu kitap eşimin hediyesi. Bir günde bitebilecek kısa bir hikaye. Tolstoy’un bir hikayesini okuduktan sonra bunu okumak bana çok da birşey katmadı açıkçası. Betimlemeler, hikaye biraz sönük kalıyor.

Hikaye üç bölümden oluşuyor. Selim’in eşkiya olduğu bölüm ile başlıyor. Sonrasında çocukluğu ve en son ölümünden bahsediliyor. Selim’in babası o küçükken ölmüş ve annesi de Osman Tokuç’un yanında ev işlerine bakan bir kadın olarak başlamıştır. Osman Tokuç zengin bir adam ve Ali diye oğlu var. Gel zaman git zaman Ali ve Selim çok iyi arkadaş olurlar. Selim biraz alıngan bir çocuk, 15 yaşlarındayken aralarında bir anlaşmazlık çıkar ve Selim evi terkeder, sonrasında başka bir yerde çalışmaya başlar. Orada da çiftlik sahibinin oğlunun burnuna yumruk indirir yine kaçar. 16-17 yaşlarına geldiğinde dul bir kadının yanında çalışmaya başlar. Sonra onun ile ilişkiye girer ve evlenirler. Bu evlilik bir süre sonra doğumda eşinin bebeğinin ölmesi ve sonrasında da eşinin ölmesiyle son bulur. Selim dayanamaz ve bir süre yerel askeri birliğe katılır. O zamanlar tam birinci dünya savaşı sıraları, Selim’i tekrar askere çağırırlar. Yolda kışlaya götürlürken arkadaşı ile birlikte trenden atlarlar ve 2 sene boyunca eşkıyalık ederek milletten para toplarlar. En son geldikleri ev ise Ali’nin evi. Tabi Selim Aliyi tanır fakat Ali ilk görüşte tanıyamamıştır. Selim kendini tanıtınca Ali çok sevinir. Fakat bu sevinç çok sürmez. Selim eskiden olan husumetlerinden mi yoksa gerçekten eşkıyalık yapma isteğinden mi bilinmez. Aliye çok acı çektirir, karnına kızmış yağ döker. Sonrasında evden ayrılınca ne yaptığının farkına varır. O gece ölmesi gerektiğini düşünür. Bunu da Yunan birliklerine saldırarak gerçekleştirir. 4 kişiyi öldürür ve iki de yaralı vardır. Tabi Selim de ölür, Ali de sabahına ölür. Fakat Selim’in haydutluk yapan arkadaşı bunları unutup sevdiği kadının yanına gider ve sevişirler. Burada yazar hayatta görüşlerin ne kadar değişken olabileceği, değerlerin insan yolunu ne kadar değiştireceğini göstermiştir.

 

Sergi Baba – Tolstoy

Bu hikaye Tolstoy’un ilklerinden. Sergi baba önceleri her ne kadar dindar olmasa da nişanlısının kendi komutanı ile ilişkisini öğrendikten sonra keşiş gibi yaşamaya karar veriyor.  Bu süreç boyunca kendisini dine adıyor ve oldukça yüksek mevkilere çıkıyor. Bundan dolayı kendisini daha iyi yerlere gönderiyorlar. Bunu Sergei baba istemese de yapıyorlar. Kendisi oldukça yakışıklı olan Sergi’yi herkes çok seviyor ve gittikçe yüceltiyorlar. Ta ki bir gün genç bir kıza dokunana kadar. Sergi kendisini böyle bir şeyden ne kadar uzak durursa dursun bu gibi dine aykırı gördüğü olaylar hep karşısına çıkıyor ve onu test ediyordu. Genç kızın başkalarına bunu söylemesinden çok korku ve uzaklaştı bulunduğu yerden. Bunu kendisine yakıştıramadı. Daha sakin yaşayabileceği bir yer istiyor ve artık Tanrı’ya inanmıyordu. Fakat bir gece uykusunda Paşenka’yı gördü. Paşenkayla bir defa çocukluğunda dalga geçmişler ve ağlatmışardı. Sonrasında keşiş olmadan görmüştü onu evlendiği adam tüm parasını bitirmişti. Her ikisi de yaşlanmışlardı elbette. Geçen bu yılları nasıl yaşadıklarını anlattılar birbirlerine. Sergi Baba sürekli bir o kiliseden diğerine gitmişti. Paşenka ise, aslında adamın çok da kötü bir yanı olmasa da ilişkilerini sürdürememişti. Sonrasında kocası bırakıp gitmiş. Kadının iki çocuğu olmuş ve bunlardan bir tanesi ölmüş. Diğeri ise büyümüş ve evlenmiş. Şu anda onun da çocukları var. Fakat kızının eşi psikolojisi pek yerinde değil. Bundan dolayı kadın ikisine de sürekli arabuluculuk etmek zorundaydı. Torunları da keza çok yaramaz olduğundan kadın sürekli onlarla da ilgileniyordu. Ayrıca Sergi’ye de yemeğe kalması için baskı yapıyordu. Bu olayları gözledikten sonra Sergi baba tam olarak şöyle düşündü; “İşte düşümün anlamı buydu. Benim olmam gereken ama olamadığım Paşenka’ydı. Tanrı bahanesiyle insanlar için yaşadım, o ise insanlar için yaşadığını düşleyerek Tandı için yaşıyor.  Evet, bir tek eylem: Ödül düşüncesi olmaksızın verilen bir tas su, benim insanlar için yaptığım her şeyden daha değerli.” dedi ve oradan ayrıldı. Sergi baba bundan sonraki hayatının sonuna kadar insanlara yardım için uğraştı, kimliksiz bir şekilde yakalanınca Sibirya’ya sürüldü ve o yine de insanlara yardımı bırakmadı.

 

 

Japonya Gezisi

Bu yazıda Japonya’da yaşadığım 17 günü anlatacağım. Öncelikle Japonya’ya hayran kalmamak elde değil. Bu gezi özel nedenlerden dolayı oldu. Nişanlımın ailesini görmeye gittim. Bu gezi boyunca Tokyo ve Hiroşimayı ve buradaki yaşamları anlatacağım. Malezya’da işimden ayrıldıktan sonra 12 Ocakta Japonya’nın Haneda hava alanına Airasia x ile yolculuk yaptım. Airasia x çok eski bir uçaktı, uçak içerisinde zaman geçireceğiniz bir ekran bulunmuyor. Ucuz olmasından dolayı pek umursamadım. Normalde Japonya uçakları diğer bölgelere göre daha pahalı. Örneğin yakın sürelerde (4-6 saat) Hindistanın güneyine gidebilirsiniz. Ücreti ise belki yarısı kadar olur.  Yine de Airasia X, ANA veya JAP Air’e göre daha ucuz. Bu yolculuk için tek yön 700 Lira civarında bir para verdim. 15 KG bagaj için de yine 150 lira civarında bir para verdim. Eğer bagajınız yoksa kesin Airasia’yı seçin derim. İndiğinizde artık apayrı bir dünyadasınız. Girişte biraz tedirgin olabilirsiniz. Çok uzun bir kuyruk ve herkes ülkeye girmeye çalışıyor. Normalde uçakta doldurulması için 2 tane belge veriyorlar. Kendi vatandaşları da bu belgeleri dolduruyorlar. Bunlardan bir tanesi nerede kalacağınıza dair diğer ise pasaport kontrolü yapıldıktan sonra isteniyor. Size ne iş yaptığınız amacınızı vs. soruyorlar. Ben yazılım uzmanı olarak gittim. Benden kartımı sordular. Pasaportumda bulunan vizeyi gösterdim anca öyle kabul ettiler. Gideceğiniz yeri vs önceden ayarlamanız gerekmekte. Buradan geçtikten sonra artık özgürsünüz. 17 günlük gezim sırasında hiç kimse pasaport kontrolü yapmadı. Pasaportu hep evde bıraktım. Ben genelde gündüzleri gezdim akşamları bazı restoranlara gittim o kadar. Club gibi yerlere gitmedim. Yakınlarında bulundum fakat içeriye girmedim.

  • Metro haritası nasıl okunmalıdır

Japonya’da en önemli şeylerden birisi metro haritasının okunması.

img_1583  Köstebek yuvası gibi görünse de aslında hepsinin bir kalıbı var. Metro , JR(Japan Railway), Toubu, Toei hatları  bulunmakta. Ben en fazla Metro’yu kullandım ve genelde 600 yen’e günlük aldım. Japon’ya diğer gezdiğim ülkelere nazaran çok daha pahalı. 600 yen 20 TL civarında yapıyor. En ucuz gideceğiniz yer 160 Yen, bir iki yere giderseniz zaten 600 Yen’i geçiyor. Hatlardan bahsedersek Japonca’nın altında ingilizceleri yazıyor. Her durakta ingilizce anons yapılıyor. Tokyo içerisinde gideceğiniz her yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Hatlardan geçişlere dikkat etmeniz yeterli. İstanbul metrosuna göre çok karmaşık olduğundan belki başlangıçta biraz zorluk yaşayabilirsiniz. Metro genelde çok yoğun oluyor. Ama 14B kadar değil. İçeride insanlar birbirlerine saygı gösteriyor. Tabi herkesin yüzü düşmüş her büyük şehirde olduğu gibi. Ölü sessizliği ve herkes kendi işine bakıyor. İlk geldiğimde sarhoş bir grup metroya binerken bir kızın bacağı arada kaldı gülüştüler falan insanlar hep anlayışlı davrandı. Girerken sağlı sollu beklemeniz lazım. Böylece inecekler düzenli bir şekilde çıkıyor ve sizde düzenli bir şekilde giriyorsunuz. Aksi halde kaos çıkabilir. Herkesin kodlarında var sanki şimdiye kadar hiç şaşmadı. Bu her yerde geçerli, kırmızı ışıklarda araba olmasa da beklemek lazım. Her yerde kurallar var. Fakat bu insanları, çevreyi ve gelirlerini pozitif yönde etkilemiş. Örneğin daha önce Singapur’a gittiyseniz küçük bir mağazalar şehri ve hiç bir ruhu yok. Fakat Tokyo’nun teknolojik bir ruhu var. Gün geçtikçe teknolojiye her yerde ulaşılsa bile Tokyo bunların kaynağı diyebiliriz. İlerleyen bölümlerde nereden elektronik eşya alınır bunun ile ilgili de bilgi vereceğim. Gideceğiniz yere sadece bir vesait ile gidemeyebilirsiniz. Bundan dolayı günlük Metro bileti almanızı tavsiye edecebilirim. Bu haritada kalın çizgiler ile çizilen hat Metro hattı. Duraklarına bakıp inceleyebilirsiniz. Metro için günlük bilet aldığınızda bu kart ile JR hattına kullanamazsınız.

  • Yemekler

Japonya’ya gelmeden önce Türkiye’de suşi veya diğer japon yemeklerinden tadarsanız en azından biraz aşinalığınız olur. Japonya’da Tokyo haricinde Türk yemekleri bulmak oldukça zor. Hatta tamamen helal yemek bulmakta zor. Udon restoranları bazen domuz eti kullanmıyorlar. Fakat ramen yiyecek olursanız bu restoranlar genelde domuz eti kullanıyorlarlar. Sushi yerseniz en iyisi, hatta bazı restoranlar sadece soba satıyorlar. 

 

 

 

 

 

 

Orta seviye bir akşam yemeği yukarıda gördüğünüz gibi oluyor. Burası deniz ürünleri satan bir yer. Deniz ürünleri bizdeki gibi çoğunluk balıktan oluşmuyor. Hatta az bir bölümü balıktan oluşuyor. Diğer kalanlar ise kabuklu ürünler. Yukarıdaki restoran deniz ürünleri ile meşur bir yer. Küçük fakat çok yoğun. Sağ tarafta ise somon, tuna vs. balıklar satılıyor.

 

 

 

 

 

 

Yukarıda bulunan yerin adı Tsukiji balık hali. Aslında buradaki her restoran halde bulunan çalışanlara yönelik, erkenden açıp erken kapatıyorlar. Burayı görmek istiyorsanız çok erken saatlerde gitmeniz lazım. Ben biraz geç kaldığımdan dolayı halde bulunan balıklardan çoğunu göremedim. Fakat taze balıklar ile karnımı doyurabildim. Yine de kapanmamış bazı balıkçılar vardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ürünler pahalı gibi görünse de Japon kültüründe balık en önemli yiyecek bundan dolayı yemeğe fazladan para ayırmaktan geri durmuyorlar.

Bu ise benim öğle yemeğim. Tuna balığı, balık yumurtası ve deniz kestanesi. Türk damak tadına baya baya uzak aslında. Bunun ile ilgili bir anımı aktarayım. Tokyo’da Tokyo Cami adında Diyanet işlerine bağlı bir cami bulunmakta. Cuma günü için buraya gittiğimde yolda bir Pakistanlı çift ile tanıştım. Hayatlarının uzun bir süresini Amerika’da geçirmişler. Bana iki gündür aç gezdiklerini sadece ekmek ile yağ yiyebildiklerini söylediler. Bunun ile ilgili yine önceden arkadaşlar ile konuştuğumda Tailand için aynı şeyi söylemişlerdi, aç döndük diye veryansın etmişlerdi. Evet Asya ülkelerinde yemek kültürü batı gibi değil. Böyle yemekler yemek istemiyorsanız Tokyo’da Türk restoranları var. Fakat bence denenmesinde fayda var. Yandaki yemeği yediğinizde vücüdunuz proteinden dolayı ateşleniyor. O kadar etkili.

 

Tsukiji halinin yanında yine butik marketler bulunmakta bunlarda her türlü ev aleti bulmak mümkün. Bıçakları meşur buranın fakat buna göre de fiyatı var.

 

 

 

 

 

 

 

Gerçekçi Olmak – Getting Real Kitabından notlar

Kısa yoldan zengin olmak oldukça zordur. Kendinizi fonlarken çok fazla kaynak ayırmayın bu da sizin yaratıcılığınızı artıracaktır. Bir iki ay içerisinde birşeyi yapıp yapamadığınız biraz da olsa belli olur. Eğer projeniz düzgün gitmiyorsa tekrardan başa dönüp yeni projeye başlamanız gerekmektedir. Kullanıcıların uzun süre kullanabileceği araçlara odaklanılmalıdır

 

Zamanı ve gideri sınırlandırın ve hiçbir zaman fazlasını kullanmayın. Şöyle bir mit vardır; zamanında, istendiği gibi ve gideri tam olarak yeten bir proje. Bu hiçbir zaman olmaz olsa da kalitesi genelde iyi olmaz. Eğer tamamını gerçekleştiremiyorsanız yarım bir şey yapmayın özelliğini azaltın. Sonrasında özellik eklersiniz. Bunlar için

Önceliklendirme

  • Neyi çok önemli olduğuna karar vermelisiniz.

Gerçekçilik

  • Beklentilerin gerçekçi olması gerçekten önemlidir. Zaman ve gider sınırı dahilinde birşeyler üretebilirsiniz fakat bu gerçekten sizin istediğiniz şeyler mi bunları düşünmek lazım

Esneklik

  • Değişim önemlidir ve herşeyin sabit olduğu bir projede esneklik oldukça zordur.

 

Öneri: Yapacağınız özellikleri azaltın. Ürünün yarısını yapmak ürünü yarım yapmaktan çok daha iyidir.

 

Düşman Belirle

Projeyi yaparken başkalarının ne yaptığı ve nerelerde eksik kaldığını bilmek çok önemlidir. Düşmanınızı tanımalısınız. Basecamp örneğinden gidilecek olursa başlangıçta Microsoft çok büyük bir düşmandı ürünleri çoğu firma tarafından kullanılıyordu. Fakat ürünlerinde kullanıcı etkileşimi yapmak gibi bir özelliğe sahip değildiler. Yine bir diğer düşman beyaz tahta olayındaydı, çoğu firma oldukça karmaşık beyaztahtaya sahipti bunu en kolay şekle indirmek önemli oldu. Yine internet üzerinde olması birşeyi yanında taşıma olayına düşmandı. Bir düşman belirlediğinde bir hikaye yaratıyorsun ve kullanıcılar bu hikayeyi duymak istiyorlar. Böylece sadece ürünün daha hızlı ve iyi olması değil bunun yanında taraf tutmalarını da sağlamış oluyorsunuz. Bunun yanında çokta bu savaşın üzerinde kalmamak lazım, böyle olursa karşı taraf aşırı analiz edilir ve zaman kaybına neden olur. Bundan dolayı farklı hikayeler anlatmak gerçekten önemlidir.

Angarya olmamalı

Uygulamanızı geliştirmek angarya olmamalı, küçük küçük işlemler ile kolayca yönetilebilir yaparak bu süreçten zevk alabilirsiniz. Eğer uygulamanız sizi heyecanlandırmıyorsa yanlış yoldasınız demektir. Eğer sadece para kazanmak uğruna bunu yapıyorsanız sonucunda bunu göreceksiniz. Eğer gerçekten istekliyseniz bunun sonucunu da ürünü çıkardığınızda göreceksiniz. İnsanlar satır aralarını okuyarak sizin istekli mi isteksiz mi olduğunuzu anlayabilir.

Hafif Ol

Eğer bir kütle büyükse onun yönünü değiştirmek zordur. Bu iş dünyası için de geçerlidir. Web teknolojilerinde ise değişim ucuz ve kolay olmalıdır. Eğer hızlı bir şekilde değişemiyorsanız alanı değişen kişiye bırakırsınız.

Uzun dönemli kontratlar, çok fazla şey, değişmez kararlar, diğer toplantılar hakkında toplantılar, büyük bir işlem, yazılım donanım ve teknolojik bağlantılar, lisanslı veri formatları, uzun dönemli yol haritalar, ofis politikaları kütleyi artırır.

Gerektiği anda düşünme, takımdaki kişilerin farklı görevler üzerinde çalışması, daha az yazılım, daha az kod, daha az özellik, daha küçük takım, basit olması, açık kaynak kodlu ürünler, açık veri tipleri, hataları kabullenecek bir ofis kültürü kütleyi azaltır. Bu şekilde daha iyi fikirlere odaklanabilir, yeni teknolojilere daha çabuk entegre olabilirsiniz.

Bunları göz önüne alırsanız koca bir uçağı yönlendirmeye çalışmak yerine kibrit kutusunu yerinden oynatırsınız.

Değişimin Masrafını Azaltın

Ucuz ve hızlı değişim büyük firmalara göre küçük firmaların güçlü olduğu yerdir. Hatırlayın: para, pazarlama, tüm o çalışanlar küçük olmanın bu hızını büyük firmaya getiremez.

Üç Silahşörler

Uygulamanızı yaparken sadece 3 kişi ile başlayın. Bu size yeteri kadar kaynak sağlayacaktır. Bir tanesi geliştirici, diğeri grafiker ve sonuncusu da temizlikçi. Bu ne kadar zor gibi görünse de aslında problemleri çözmek ve başlangıçta karaları ve bunların sonuçlarını görme açısından etkilidir. Sürekli iletişim halinde olmalısınız. Eğer 3 kişi ile birinci versiyonu çıkamıyorsanız, ya versiyon özelliklerini düşürmeli ya da gruptaki kişileri tekrar gözden geçirmelisiniz. İlk versiyon projenin uçuşa geçip geçmeyeceği hakkında bilgi verir.

Sürekli Sınırlandırın

Sınırlandırmaları kabullenin. Etrafta istediğiniz kadar ne insan, ne zaman ne de para var.

Öncelikler

Büyük Fikrin Ne?

Uygulamanın ne yapıyor? Bu vizyona kesinlikle sahip olunarak geliştirilmeye başlanmalı. Eğer işler karışmaya başlamışsa “Bizim vizyonumuz neydi” sorusu sorulmalıdır.

Problem ile karşılaşınca problemdir

Var olmayan problemlerin hakkında şimdiden kaygılanma. Gerçekten bu gün 3 tane programcıya ihtiyacın varken 8 tane yazılımcıyı işe almaya gerek var mı? Eğer bir iki hafta geç kaldıysan bu dünyanın sonu değil. Müşterilerine bunun nedenini söyleyin. En önemli nokta bu kararları tam zamanında verin.

Ölçeklendirmeyi Sonra yapın

Esneklik

Uygulamanız olabildiğince esnek olmalı yaklaşımı yanlıştır. Yazılımın bir vizyonu olmalıdır. Taraf tutmalıdır. Kullanan kişiler sadece özelliklere değil bu yaklaşımlara bakmaktadır.

Özelliklerin Seçimi

Yarım, özellikleri Yarım değil

İyi fikir şu şekilde tanımlanabilir; Ürününün ne yapmasını istediğine karar ver ve özellikleri ikiye böl.

Önemli Değil

Sadece hayati öneme sahip olan işleri yapın. Sorulan her “Neden bunu yapmadın?” Sorusuna “Çünkü Önemli değildi” denebilir.

İşe Hayır ile başlayın

Yarım ama özellikleri çalışan bir uygulama “hayır” diyerek başlar. Her soruya “evet” cevabı verdiğinizde bir tane çocuk evlat edinirsiniz.

Yönetebileceğiniz Şeyi Geliştirin

Affiliate programı başlatacaksanız buradaki kullanıcıları idare edebileceğiniz, ödemelerini yapacağınız bir sisteminiz varmı? Belki bunun yerine onlara puan verip sonrasında bunu manuel olarak her ay hesaplarına yatırabilirsiniz.

1 GB bedava alan verebilecek misiniz? Yapabileceğiniz şeylerin sözünü vermelisiniz.

İnsan Çözümleri

İnsanları kendi yolunuza çevirmeye çalışmayın. Kendi sorunlarını kendi şekilleriyle çözebilecekleri kadarıyla bir uygulama yapın ve gerisini onlara bırakın.

Özellik taleplerini unutun

Kullanıcı güneşin altındaki her şeyi ister. Forumları incelediğinizde en fazla başlık girilen konu sizin özellik talebinizdir. Tabi size şu özellik ne güzel olur, bu çok da zor olmasa gerek, bunu yaparsanız gerekirse iki katı vermeye hazırım gibi talepler gelebilir. Fakat daha önce de konuştuğumuz gibi sizin ilk söylemeniz gereken şey hayırdır. Peki bu talepler ne yapılmalı, elbette okuyup silinmeli.

İnsanlara “Bir özelliği çıkaracak olsanız neyi çıkarırsınız” sorusunu sorun. Neden o özelliği kullanmadıklarını öğrenin.

Süreç

Programı ayağa kaldırmak için yarışın

Projede bir momentum sağlamak için programın ayağa kalması oldukça önemli bir noktadır. Bu önceliğiniz olmalıdır, diğer tüm detayları görmezden gelebilirsiniz. Bunu yapabilirseniz önünüzü daha iyi bir biçimde görebilirsiniz. Program çalıştığında artık afaki paragraflar dolusu metinlere gerek kalmayacaktır.

Temizle ve tekrarlar

İlk başladığınızda mükemmele ulaşamazsınız bundan dolayı sürekli değişiklik yapmanız gerekmektedir. Size gelecek geri dönüşlere göre sayfada değişiklik yaparak ürünün yaşayan bir ürün olmasını sağlayabilirsiniz.

Fikirden uygulamaya

Fikir ile gelinir. Ürünün ne yapacağına karar verilir. Kullanışlı olduğu nasıl anlaşılır?

  • Kağıt üzerine skeç yapılarak fikirler kağıda geçirilmeli. Bunların hepsi deneme amaçlıdır. Bundan dolayı yanlış cevap yoktur.
  • HTML ekranların oluşturulması ile herkes ekranların nasıl bir akışta devam edeceğini görebilmeli. Henüz bir program kodu yazmayın. Sadece test amaçlı şeyler yazabilirsiniz.
  • Kodla, fakat bunu yaparken her zaman yaptıklarınızın tekrar tekrar üzerinden geçilebileceğinizin farkında olmanız lazım. Burada eğer bir tarih vermiş bile olsanız bu tarihi önemsemeyin. Eğer beğenmediğiniz bir konu varsa başa dönün.

Ayarlardan Kaçının

Küçük detaylara karar verin. Örneğin: Her sayfada kaç tane mesaj gösterilmeli, bunun için hadi kullanıcıya bırakalım. Sağ tarafta bir combobox ile 20-50 vs. yazmak yerine kendiniz karar verin. Bu ayarlar sizi daha zorlu kararlardan korur.  Bir kullanıcı olarak sürekli küçük küçük şeyler hakkında düşünmek oldukça yorucudur. Ayrıca ayarlar daha fazla yazılıma neden olur. Bu da daha fazla kod, daha fazla test, daha fazla dizayn ve daha fazla ara yüz demektir. Bunlar da kırık ekranlara, dandik tablolara ve birçok başka bug’a neden olabilir.

Bitti

Bitti dediğinizde hedefinize eriştiniz demektir. Fakat ya bitti değil de “tamam” derseniz. Bu en nihayetinde beyin ameliyatı değil, bir telefon uygulaması veya web uygulaması tekrardan yazın.

Uygulamanızı Gerçek Ortama göre yapın

Uygulamanızın geri dönüşlerini gerçek kişilerden alın, kullanılabilirlik testi çok nadir gereklidir. Unit testler ise gerçeği yansıtmayabilir. Eğer birisinin üstünden ne yaptığına bakarsanız fikir edinebilirsiniz fakat insanlar bu durumda daha az hata yapma eğilimindedir. Halbuki siz aslında hatayı görmek istemektesiniz.

Zamanınızı Kısıtlayın

Haftalık, aylık görevler yerine daha küçük parçalar şeklinde (6-10 saat) görevlerinizi ayarlayın. Bu diğer problemlerde de aynı şekilde çalışır. Çok büyük bir probleminiz mi var, olabildiğince küçültün. Sonra teker teker yapın.

Bütünlük

Birçok firma bölümleri dağıtarak çalışanların kendi alanlarını kendi küçük dünyalarından görmelerine neden olur.  Bu şekilde yaptıkları uygulamanın tamamında ne işe yaradığını bilemezler. Fakat iletişimin daha etkin olması için bırakın metin yazarı grafiker ile birlikte çalışsın.

Sessizlik

İnsanlar bir şeyleri yaparken sessiz bir ortama ihtiyaç duyalar.

Toplantı yapmayın

Toplantılar konsept düzgün olarak anlaşılmadığında ortaya çıkar. Bunun yerine konsepti basit şekilde tutarak email veya anlık mesajlaşma ile kolayca tartışabilirsiniz. Bazı durumlarda kesinlikle toplantı yapılması gerekiyorsa 30 dakikaya alarm ayarlayın ve çaldığında toplantı bitsin.

Küçük Başarılara Erişin ve Kutlayın

Yazılım geliştirmede en önemli konu motivasyondur. Motivasyon yereldir yani kendiniz çalıştığınız şey üzerinde motive olamıyorsanız yaptıklarınız olması gerektiği gibi olmayacak hatta berbat olacaktır.

Uzun döngüler motivasyonunuzu kırabilir. Kutlamaların arasına aşırı derecede zaman girer. Diğer taraftan kısa zamanlı kutlamalar harika motivasyon yaratır. Diyelim ki aylar süren bir döngünün içerisindesiniz bir gün ayarlayın ve “4 saatte bu projeye neler yapabiliriz?” sorusunu düşünün sonra yapmaya çalışın. Bu yeni bir özellik olabilir, daha önce var olan bir özelliğin geliştirilmesi olabilir vs. Bu 4 saat sonunda bir başarı hissedeceksiniz.

Çalışanlar

Erken veya geç büyümeye gerek yoktur. Kendi alanında en iyi 100 kişiye ulaşabilseniz bile, bunların hepsini birden almak iyi bir fikir değildir. Bu kadar insanı sizin çalışma kültürünüze anında adapte etmek çok mümkün değildir. Eğitim, kişilik, iletişim gibi alanlarda çok farklı kişilikler ile karşılaşabilirsiniz. Bundan dolayı kimseyi işe almayın.

“Test sürüşü” yapın

Birisini işe almadan önce küçük bir proje ile o projeyi nasıl işlettiğine bakın eğer istediğiniz gibi değilse her iki taraf için de kazançlı olur.

Çalıştıracağınız kişinin open source’da ne kadar paylaşımda bulunduğuna bakın.

Birisinin hangi üniversite mezunu olduğu ortalamasının kaç olduğu gerçekten önemli midir? Bunun yerine open source projelerini inceleyip ne üzerinde çalıştığına bakabilirsiniz. Böylece kişileri söylediğine değil de yaptığına göre değerlendirebilirsiniz.

Uzun dönem bir teknolojide çalışmış ve onun piri olmuş kişiler yerine çabuk öğrenebilen kişileri tercih edin.

Küçük takımlarda birkaç şapkayı birden giyebilecek kişilere ihtiyaç vardır. Dizayndan anlayan programcılar, kod yazabilen grafikerlere ihtiyacınız vardır. Herkesin müşteriler ile konuşabilmesi gerekmektedir.

Bir işe şevkliymiş taklidi yapılamaz.

İşe alım safhasına geldiğinizde işin gurusunu almanıza gerek yok. Mutlu ve orta düzey bir çalışan mutsuz ve şevksiz bir şekilde çalışandan daha iyidir. Şevk ile çalışan yazılımcılar bulun, bir işi verip ayrıldığınızda o işin yapılacağına emin olun. Size çokça soru sorup sormadığına bakın, ilgili kişiler çok soru sorarlar.

Eğer iki kişi arasındaysanız iyi yazarı alın.

Bu kişinin yazılımcı mı yoksa programcı mı olduğunun önemi yoktur. Çünkü iyi bir yazar düzgün kod yazar, düzgün dizayn yapar ve düzgün e-posta atar vs.  İyi yazar aslında kelimelerden ötedir. İyi yazar nasıl iletişim kurulacağını bilir. Yaptığı işi daha kolay anlaşılır şekilde yapar. Temiz bir şekilde düşünür.

Arayüz Dizaynı

Önce Arayüzleri Dizayn Et

Program yaparken önce dizayn işleminin yapılması daha iyidir. Programda değişiklik dizayn değişikliğine göre çok daha uzun zaman alacağından önce daha kolay değiştirilenden başlamak mantıklıdır. Ayrıca dizayn aslında sizin sattığınızdır. Dizaynı öne koyarak aslında ileride soracağınız soruları öne almış olursunuz.

Önce çekirdekten başlayın

Yapacağınız projede öncelikle navigasyon, tablar ,footer, logo gibi bölümleri yapmanıza gerek yok. Merkezini yaparsanız daha iyi olur. Merkez projenizin olmazsa olmazı demektir. Kullanıcıların sizin sitenize gelme amacı burası olmalıdır. Bu işlemler bittikten sonra navigasyona, tablara vs. başlayabilirsiniz.

Sayfanın üç durumunu yapın

  • Boş

Kullanıcı sitenize ilk girdiğinde gördüğü ekran.

  • Normal

Ekranda tüm veri gelecek yerler doldurulduğunda görünen ekran.

  • Hata

Herhangi bir hata olduğunda gelecek ekran.

Defansif dizayn

İşler yanlış gittiğinde sayfanızın nasıl görüneceğinin dizaynını yapın sürekli bu aklınızda olsun. Bunu “defensive Design for the web” diye internette aratarak daha derinlemesine inceleyebilirsiniz.

İçeriği Tutarlılığa Tercih Edin

Aksiyonlar buton mu olmalı yoksa link mi? Aksiyona göre değişir. Takvim liste şeklinde mi olmalı yoksa grid şeklinde mi? Duruma göre değişir. Gördüğünüz gibi çoğu şey “duruma göre değişir” Bundan dolayı sayfa bazında farklılıklar olabilir. Her sayfa aynı şablonda olacak diye bir şey yok. Bundan dolayı aslında önemli olanı vermek asıl konu olmalıdır.

Metin Yazarlığı

Nasıl her ikon, yazı tipi, pixel önemliyse ne yazdığınız da bir o kadar önemlidir. Bundan dolayı kullanıcınız ile aynı dili konuşmalısınız.

Tek Arayüz

Admin arayüzü genelde kullanıcı arayüzünden farklı olarak görselliğe pek fazla önem verilmeden hazırlanır. Bunu engellemek için tüm sistemde kullanıcıya gösterdiğiniz ara yüzlerin aynısını dizayn edin.

Kod

Az Kod

Kodunuzu olabildiğince basit yazın karmaşıklığı azaltın. Her defasında kodu artırdığınızda yazılımın üstel bir biçimde büyür ve karmaşıklaşır.

  • Az kodun yönetimi kolaydır
  • Codebase’i küçüktür bu da daha az düzenleme gerektirir.
  • Değişikliğin masrafı daha azdır.
  • Daha az bug’a neden olur
  • Daha az destek gerektirir.

Hangi özelliğin eklenip çıkarılacağı da az kod ile ilintilidir. Çok çok çok gerekli olmadıkça bunları dışarıda bırakmanız gerekmektedir.

Programcıların geri cevap vermesine olanak verin. Mesela A’yı size şunu yapmam 12 saat sürer ama bunun yerine şu B’yi yapsam 1 saatte yapabilirim dediğinde onu dinleyin.

Mutlu Programcı

Mutlu programcı ile çalışmanın katlayan etkileri bulunmaktadır. Mutlu programcı iyi, okunabilir kod yazar. İyi yaklaşımlar yapar. Bunun için programcının 8 saat çalışabileceği bir ortam yaratmak önemlidir. İstediği dil ile yazması da buna dahildir.

Borcunuzu Ödeyin

Borç çoğu zaman para gibi görünse de aslında kod da olabilir örneğin, işi yapmak için kötü kod yazdığınızı düşünün bu bir borçtur. Bazı zamanlar bunu yapmak mantıklıdır. Olabildiğince gerçekçi olmak adına bu teknik kullanılabilir. Fakat bu bir borçtur ve bu borcun sonrasında ödenmesi gereklidir.

Kapıları Açın

Kullanıcılarınızın bilgi alabileceği tüm kapıları açın. Örneğin bilgilerine RSS ile erişebilsinler bu şekliyle uygulamanız farklı yönlere evirilebilir. RSS kullandırarak kullanıcınızın her zaman sizin sitenize girmesini engelleyebilirsiniz. API’ler yazarak da aynı şekilde programcılara uygulamanızı açarsınız ve bu bulunmaz bir kaynaktır.

Kelimeler

Fonksiyonel şartname yazmayın

  • Fonksiyonel şartname sadece fantezilerden oluşur. Gerçeği yansıtmazlar, uygulama yazılımcılar onu yazmaya başlayana kadar ve dizayncılar dizayn edene kadar gerçek değildir.
  • Herkesi mutlu hissettirebilir fakat gerçekte yardımcı değildir.
  • Sadece herkesin mutabık olduğunu düşündüğü bir düştür. Herkesin mutabık olduğu bir metin aslında bir mutabakat değildir. Herkes aynı şeyi okusa bile farklı şeyler düşünebilir. Sonrasında “Ama bir dakika ben böyle düşünmemiştim” diyebilirsiniz. “Burada anlatılmak istenen bu değildi” denebilir.
  • Daha fazla özelliğin yazılmasına neden olur. Başka bir özelliği o kağıda yazmak çok kolaydır.
  • Fonksiyonel şartname değişimi, tekrardan kontrolü engeller. Bir özellik üzerinde konuşuldu ve karara varıldıysa artık kötü bir seçim bile olsa bu seçimi yapmak zorunda olduğunuzu hissedersiniz.

Peki ne yapılmalı, Uygulamanızın bir sayfalık hikayesini yazın. Eğer bir sayfadan uzunsa çok kompleks diyebilirsiniz. Bu maksimum bir gününüzü almalı.

Sonrasında arayüze başlayın, hemen bir skeç çizin ve ardından html ile bunu kodlayın, bir çok paragraftansa bu şekilde arayüzler yapmak çok daha iyidir. Arayüzlerde mutabık kalmak akılda hiçbir soru bırakmaz. Uygulamanız ne kadar esnek olursa o kadar iyi.

Gereksiz Dokümantasyondan Kurtulun

Eğer bir doküman çok çok gerekmedikçe yazmayın. Yapın fakat yazmayın, eğer bir şeyi görsel ile gösterebiliyorsanız yazmak yerine skeç kullanın. Örneğin bir taslak çizdiniz fakat bunu dizayna geçirmediniz. Bu kağıdın durmasının gereği yoktur. Yapmayacağınız şeyler ile uğraşmayın.

Kısa hikayeler anlatın

Eğer yeni özellik hakkında illa bir şey söylemeniz gerekiyorsa bu durumda hikaye anlatın. Bunun bir makale olmasına gerek yok, kısa kısa hikayeler şeklinde anlatabilirsiniz.

Gerçek Cümleler Kullanın

Lorem Ipsum her ne kadar web designer’ların bir numarası olsa da içeriğin tam olarak nasıl duracağını bilmemek aslında bir handikap. Bundan dolayı metinleriniz gerçek olsun. Eğer siteniz gerçek veriler ile doldurulmuş olsa eksik göründüğünde yine metin ekleyebilirsiniz.

Ürünün Kişiliğini Oluşturun

Ürünü bir kişi olarak düşünün. Nasıl bir kişi? Nazik mi? Disiplinli mi? Eğlenceli mi? Buna karar verdiğinizde bu kişiliğe göre yazın ve arayüzü buna göre ekleyin. Ne zaman bir değişiklik yapacak olsanız bu kişiliğe göre ekleyin.

Ücretlendirme ve Kayıt

Bedava Deneme

Birisinin sizi fark etmesi için ona bedava bir şeyler verin. Kullanıcıları kendi ortamınıza alıştırın. Bunu deneme sürümleri ile yapabilirsiniz. Eğer alışırlar ise ürününüzü almak için oltaya gelmiş olurlar. Bu şekilde daha fazla proje ve başka özellikler sunabilirsiniz.

Hesap iptalini ve kayıt olayı kolay yapın

Kayıt olmayı ve iptalini kolay yapın. Hatta iptalinin sonucunda tüm bilgilerini içeriden alabileceği bir araç yaparsanız daha iyi olur bu size olan güveni artırır. Nasıl kayıt olurken çok fazla soru sormuyorsanız, iptal olayında da çok soru sormayın.

Kimse uzun dönemli kontratlardan, kayıt ücretlerinden vs. hoşlanmaz

Ürün aydan aya para alabilir, ayrıca kontrol yapıp iptal edildiğinde para talep etmeyin. Bunlar çok basit cingözlükler. Burada kendi başımdan geçen bir olayı anlatayım. Bir promosyon ile WSJ gazetesine abone oldum. 1$’a 3 ay internet üzerinden WSJ’yi okuyabilecektim. Gazeteye kayıt olduktan hemen sonra nasıl kaydımı iptal ettireceğimi düşündüm. Çünkü eğer 3 ayı geçerse aylık 20$ civarında para verecektim ve buna tam emin değildim. İnternet üzerinden iptal almıyorlarmış, bende telefon etmeye çalıştım Türkiye hatlarında problem var ve kimse açmadı. Bunun yerine Amerika numarasını aramamı istedi. Bende daha kolay bir yöntem olarak düşündüğüm kart numaramı değiştirme yöntemini uyguladım. Fakat kart numaramı değiştirdikten bir hafta sonra hesabım iptal oldu. WSJ meğer sürekli benim hesabımı kontrol ediyormuş. Para çekmese bile varlığını ve doğruluğunu kontrol ediyor. Bu bana oldukça anlamsız geldi. Şimdiki düşünceme göre hesabımın iptal olması daha iyi, böylece bir siteye kayıt olurken önce nasıl iptal edeceğimi araştırmayı öğrendim.

Promosyon

Teaser > Preview > Launch

  • İnsanların ne üzerinde çalıştığınıza dair bir ipucu verin. Bu logo olabilir, blog post olabilir vs.  Teaser serviyesinde yapmanız gereken Reddit, Boing Boing, SlashDot, Digg gibi sitelerede yayınlanmasını sağlayın bu size Google sıralaması kazancı olarak dönecektir.
  • Preview adımında ise ürünün temasını anlatın, bu ekran görüntüsü vs. olabilir. Özelliklerden bahsedebilirsiniz. Fikrin arkasında ne var bunlardan bahsedebilirsiniz. Ayrıca altın bilet gibi uygulamaya önce gelenlere bedava dağıtabilirsiniz.
  • Launch zamanında ise artık daha önce kayıt olmuşlara mail atın, daha önce yazdığınız blog uygulamalarını sitenize yönlendirin. Gelişim hakkında bilgi verin. Bunlar kaç kişi kayıt oldu,  ne geliştirmeler yapıldı vs. gibidir.

Promosyon Sitesi

Olması gerekenler şunlardır;

  • Uygulamanızı yapmanızın nedeni nedir?
  • Özellikler hakkında video veya fotoğraflar ile anlatım yapın.
  • Manifestosunu belirleyin
  • Gerçek hayatta ne gibi dertlere derman olduğunu örnekler ile anlatın.
  • Uygulama hakkında kullanıcılardan gelen güzel mesajları yazın.
  • Forum ile kullanıcıların birbirleri ile iletişime girebilecekleri bir platform hazırlayın.
  • Blog yazın
  • Sitenizde bulunan kullanıcı kayıt ekranına kolayca erişebilecekleri bir link koyun.

Blog yazın

İyi bir blog reklamdan daha fazla kullanıcı getirebilir.

Hemen birşeyler istemeye başlayın

Sitenin ismin aldıktan logoyu ve ipucu veren birkaç kelimeyi belirledikten sonra hemen kullanıcılardan mali istemeye başlayın. Böylece canlı ortama çıktığınızda onları bilgilendirebilirsiniz.

Özellikleri Sunun

Örneğin bir projeniz var bu projede eğer etrafa bilgilendirme yaparsanız başarılı olduğunuzda sizi takip eden sayısı artacaktır. Diyelim ki Java ile kodluyorsunuz ve bu alanda farklı bir şeyler geliştirdiniz. Tebrikler artık arkanızda Java topluluğu bulunmkatdır. Diyelim ki bloğunuzda RSS desteği var tebrikler blogcuların ilgisini çektiniz.

Logları takip edin

Loglarınıza bakıp kimin sizin hakkında konuştuğunuzu sürekli kontrol edin. Kim hakkınızda kötü konuşuyor. Hangi bloglarınız Technorati, Blogdex, Feedster gibi sitelerde yayına çıktı bunları takip edin. Sizin yaptıklarınızı yayan kişilere teşekkür edin ve onların üst bir listeye konularak yapılan değişikliklerden ilk onların haberdar olacağını haber verin. Eğer yorumlar negatif ise bunları iyi bir şekilde dinleyin ve düzgün bir şekilde “Buna şundan dolayı karar verdik” gibi mantıklı cevaplar verin.

Uygulama içerisinde yükseltme olanağı verin

Örneğin dosya yükleme için kullanıcının permium olması gerekiyorsa, free kullanıcı dosya yüklemeye çalıştığında bunu anca ücret vererek yapabileceğini söyleyin ve bunun neden iyi bir fikir olduğuna onu inandırın.

Destek

Destek ile geliştirme arasındaki farkı anlamanız lazım. Bunun için yazılımcıların doğrudan müşteriler ile iletişime geçmesi lazım. Böylece problemin doğrudan kaynağını göreceklerdir. Desteği dış firmalara vermeyin. Bunu kendiniz yapın. Gerekirse müşteri taleplerinden sıkılsanız, kızsanız bile bunu yapmanızda fayda var.

Sıfır Eğitim

Ürününüz için eğitim dokümanı yazmayın. Bunun yerine soru cevap veya gerektiği yerlerde yardım metinleri ile bu işi yapın.

Hemen Cevap verin

Müşterilere hemen cevap verdiğinizde çok mutlu oluyorlar. Tam olarak yeterli cevap veremeseniz bile hiç yazmamaktan iyidir. Çalışma saatleri içerisinde  soruların %90’ına en geç 90 dakika içerisinde cevap vermelisiniz.

Zor Aşk

Kullanıcıların her istediğini yapamazsınız. Tekrar hatırlatalım her şey en basitiyle olmalıdır. Kullanıcı her zaman haklı değildir. İstemediğiniz birkaç özelliği kullanıcı istediğinden dolayı uygulamanıza sıkıştırmayın.

Yaptığınız Yanlışları Paylaşın

Eğer yanlış yaptığınız bir konu var ise bunu insanlara söyleyin. Mesela uygulamanın down olması, bunun neden olduğunu da bildirebilirsiniz. Açık ve transparan olun bu konuda. Gizli şeyler tutmanıza gerek yok. Bilgili müşteri en iyi müşteridir. Göreceksiniz ki bu batırdığınız işler kullanıcının gözünde beklediğiniz kadar kötü de olmayabilir.

Canlı Sonrası Geliştirmeler

30 gün sonrasına major bir güncelleme ayarlayın. Bu sizin müşterileri dinlediğinizi gösterir. Başka bloglarda konuşabileceğiniz yenilikler verir.

Sürekli üretimde olduğunuzu bilsinler.

Blog yazmayı canlıya geçişten sonra bırakmayın. Bu blog sürekli güncellenmelidir. Blog’da yazabilecekleriniz; Soru cevap, nasıl yapılır, ipuçları, yeni özellikler vs. dir.

Beta sözcüğünü kullanmayın.

Bu kullanıcıların projenizin üzerinde bir bağlılığınızın olmadığı fikrine kapılmasına neden olur. Eğer ürüne yeteri kadar güvenmiyorsanız ne zaman canlıya çıkacağınızı halka arz edebilirsiniz. Ürününüzün mükemmel olmasını beklemeyin, canlıya alın ve yenisini çıkmaya çalışın.

Tüm buglar aynı seviyede değildir.

Bugları öncelik sırasına koyun. Hatta bazılarını görmezden gelin. Tüm bugları anında düzeltmek zorunda değilsiniz. “Doğru çalışmıyormuş gibi görünüyor” bugları bir süre bekleyebilir. Eğer bir bug veri tabanını etkiliyorsa sizin de tahmin edebileceğiniz gibi anında düzeltilmesi gerekmektedir. Ayrıca bug’ların etrafına çok korku duvarı oluşturmayın bunun normal olduğunu kabullenmelisiniz.

Rakiplerinizin Yeniliklerini Takip edin.

Uygulamanın şişmesine izin vermeyin

Uygulamanız web tabanlı ve aylık gelir modeline dayalı olursa uygulamanıza Microsoft gibi sürekli birşeyler eklemeye ihtiyacınız yoktur. Uygulamanın bu şekilde genişlemesinin nedeni biraz da satış ile alakalıdır. Siz bu tuzağa düşmeyin bazen insanlar isveç anahtarı gibi herşeye sahip olmak yerine sadece kaleme ihtiyaç duyarlar.

Akışa ayak uydurun

Sonuç

Artık uygulamanızı yazmaya hazırsınız.  Herkes kitap okuyabilir. Herkesin bir fikri olabilir. Herkesin kuzeni web dizayn işi yapabilir. Herkes blog yazabilir. Burada farklılık sizin bunları ne kadar iyi yaptığınız ile alakalıdır. Başarı işi ne kadar iyi yaptığınız ile alakalıdır. Yaptığınız projenin tüm dallarında bir harmoni ve balans olmalıdır. Her zaman zayıf olduğunuz bağlantıları kontrol edin ve bunları iyi seviyeye getirmeye çalışın.

Çalışanlar

Birşeyler yapmak isteyen insanlar hiç durulmazlar. Bu insanları bulduğunuzda bırakmayın sonunda bu kişiler harika bir firmaya sahip olmanızı sağlayacaklardır.

Yaptığınız işin yazılımdan fazlası olduğunu bilin.

 

Sağlıcakla kalın.