Aylak Köpek sadık hidayet’in okuduğum ikinci kitabı. Etkili cümlelerle , kısa hikayelerle insanı düşünmeye bu kadar iten başka bir yazar tanımadım henüz. Mehmet kanar tarafından yapılan bu çeviri de oldukça iyi bir çeviri. Yabancı yazarların kitaplarını tercüme etmek zor olsada. Sanırım İranlı yazarların çevirilerini tercüme etmek bize benzediklerinden olsa gerek daha kolay.
Kitap toplamda 7 kısa hikayeden oluşuyor. Sonları gelmemiş hikayeler bunlar. Her hikayenin içerisinde Sadık Hidayet’i bulmak mümkün. Mesela sonra hikayesinden bahsedeyim. Son hikayesinde cenin gibi yaşayan yani hiç kimseyle ilişkisi olmayıp ne iyilik, ne kötülük yapan birisinden bahsediyor. Bu kişiye gelen misafir bunun bir çeşit ölüm olduğunu açıklıyor fakat adamı inandıramıyor. Burada cenin gibi yaşayan Sadık Hidayet’ olsa gerek. Hayatının son dönemleri gerçekten bu şekilde geçmiş ve Fransa’da dairesini gaz ile doldurup intihar etmiştir.
Kitabın diğer kısa hikayelerinde bu kadar olmasada atıflar vardır. Genel olarak kör baykuş kadar etkileyici olmasada ilk hikayesi Aylak köpek kitaptaki en iyi hikayelerden.

Filipinler Gezisi

Bu sitenin varlığından bile şüpheliydim, neyse ki Google’da arattım ve çıktı nihayet,

Bu yazımızda size Filipinler tatilimden bahsedeceğim. Nasıl gidilir, ne yenir ne içilir ben nerelerini gezebildim bundan bahsedeceğim. Öncelikle Filipinlerin haritadaki yerine bakalım.

Gördüğünüz gibi Filipinler Tayvan, Hong Kong ve Malezya’ya yakın bir adalar ülkesi. Yakın dediğime bakmayın Malezya – Filipinler arası 4 saat sürmektedir. Bu yolculuk için gidiş – dönüş 600 RM(Ringgit – Malezya Parası ) para verdim. Filipinlere Malezya üzerinden gitmek için bir kaç seçenek var, bunlar Airasia ve Cebu Airlines, ikisi de oldukça büyük ve ucuzluğuyla meşhur firmalar. Airasian’ın en büyük özelliği az öncede söylediğim gibi ucuz olması bu ucuzluktan dolayı, şehirler arası otobüsten daha kötü bir konfor ve açlıktan ölebileceğiniz bir yolculuk geçiriyorsunuz. Uçakta yiyecek vermiyorlar ve küçük bardakta kahve 900 PH ( Filipin Pesosu  ~ 1/10 MR). Fakat servis ve güvenirlik olarak bir sorunla karşılaşmadığımı söylemeliyim. Zamanında kalkıyor ve ne hikmetse gidişte de gelişte de zamanından önce indi. Aklıma takılan bir olay ise pilotlarının hep Latin Amerikalı oluşu neden tam çözemedim siz çözerseniz bana söyleyin.

3 saat 50 dk yolculuğun ardından Ninoy Aquino International Airport’a iniyorsunuz. Bu paragrafta size biraz Filipin Tarihinden bahsedeyim. Filipinler  uzun bir süre İspanyol hakimiyetinde kalmış, bunu çoğu yerinde özellikle de turistik bölgelerinde görebilirsiniz. Ardından 2. dünya savaşı ve kısa bir Japon hakimiyeti ve sonrasında Amerikan hakimiyeti, Amerika buraya aynen Irak’ta olduğu gibi özgürlük getirmiş. Bundan dolayı herkes Amerika’yı çok seviyor. Kültürüne bayılıyor ve bundan dolayı bazı bölgeler fakirlikten kırılırken bazı bölgelerde insanlar asgari ücretlinin bir aylık maaşını yemeğe veriyorlar.  Çok tanıdık geldi. Neyse kaldığımız yerden devam edelim, Amerika’lılar burada bir süre kaldıktan sonra geri dönmüşler. Fakat bu süre içerisinde Filipinler’de çok değişim olmuş uzunca bir süre İspanyol istilasında kalan ülke genel olarak Tagolog dili kullanıyor. Bu dil biraz Malezya diline benziyor. Biraz’da İspanyol ve Araplardan etkilenmiş. Örneğin Teşekkür “Selamet” ve çoğu kişiye sorsanız “Como esta?” diye size cevap verecek kadar biliyorlar. Fakat Amerikalılar geldikten sonra dil de değişmiş herkes İngilizce konuşabiliyor. Tabi bazıları daha iyi İngilizce konuşuyor. İngilizce resmi dil olmuş ve her yerde kullanılıyor. Halkın dili olan Tagolog dili ise yine halkça kullanılıyor üst kademelere pek erişemiyor. Aslında pekte umursamıyor.

Hava alanına geri dönersek; Peki kim bu Ninoy Aquino – Gerçek ismi Benigno S. Aquino, Jr. olan senatör’ün ismi kullanılmış bu hava alanında? Çünkü bu hava alanında suikast sonucu 1983 yılında öldürülmüş. Peki neden öldürülmüş? Çünkü bu senatör Ferdinand Marcos’a karşıymış ( 1965 – 1981 Filipinler Başbakanı ) ve gördüğünüz gibi 1981’de devrimin olmasında büyük rol oynamış. Buradan Ferdinand’ın hiç sevilmeyen nefret edilen bir diktatör olduğu sonucu çıkarılabilir. Aslında öyledir de Kendisi Havai’ye sürülmüş ve orada kalmıştır. Fakat ne hikmetse karısı(Imelda Marcos) geri dönüp siyaset yapmış ve oldukça da iyi durumda. Filipinler siyaset biraz garip, insanlar bıkmış durumdalar ama yapacak bir şey yok. Sahneye yeni birisi çıkmıyor denilebilir. Hep çocukları karıları vs. Bu gezimde Ferdinand’ın doğduğu ve büyüdüğü şehir olan Ilcos Norte’deki müzesine gittim bununla ilgili fotoğrafları ilerleyen bölümlerde görebilirsiniz.

Hostel fiyatları ve otel fiyatları Malezya ile yaklaşık olarak aynı. Asgari ücretin 529 PH olduğunu varsayarsanız fena sayılmaz. Bundan dolayı Filipin hükümeti yabancılar için bazı önlemler almış. Yabancılar buranın bir çeşit cennet olduğunu keşfettiklerinden dolayı burada vizesiz uzunca bir süre kalır olmuşlar bunu engellemek için hava alanında oldukça güzel sorulara maruz kalıyorsunuz, niye geldin ne zaman gideceksin ne yaparsın, işte Türkiye vatandaşı olduğuna dair bir belgen varmı gibi birçok soru sordular. Neyseki geçebiliyorsunuz buradan. Bir diğer konu ise çantalarınız bu konu biraz garip aslında. Çantalarınıza polis mermi koyup sizi içeri alabiliyor tabi biraz para verirseniz o mermi kaybolabilir. Yanlış duymadınız haberde’de okuyabileceğiniz gibi böyle bir olayın olması muhtemel bir yer. Aslında size yavaştan merhaba diyor. Artık dışardasınız, kimsesizseniz işiniz biraz daha zor. Plan yapmayı pek bilemeyen birisi olarak. Tek başıma değildim iyi ki yanımda Irene Perez ( Philipines Inquirer Yazarı ) ile birlikte dolaştım tüm gezimde. Böylece plan işini en aza indirmiş oldum. Kendisi bana çok yardımcı oldu, bildiğiniz hayatımı kurtardı oralarda. İlerleyen bölümlerde fotoğraflarda görebilirsiniz kendisini. Muhtemelen bu yazıyı google translate’de tercüme ettirecektir. Teşekkür ederim her şey için.

Geceleri atlıyorum standart her şey görüklerimden bahsedeceğim bundan dolayı. İlk dikkatinizi çeken şey ülkede karmaşa olacaktır. La bu ne yaa diyeceğiniz bir ton şey var. Hemen başlayalım fotoğraflara zaman kaybetmeden.

WP_20160103_21_03_48_Pro

 

  • Figure 1.A’da filipinlerin genel yapısını görmektesiniz. Şaka şaka bu sadece benim kaldığım yerin elektrik trafosu, yenilendiğini söylediler. Ama ne kadar sürede yenileyebilecekler endişeliyim.

WP_20160103_09_13_38_Pro

  • Burası ise kaldığım yerden dışarının görünümü. Daha önce de söylediğim gibi her yer böyle değil tabi. Fakat plazaların bulunduğu bölümden yaklaşık 20 dk yürüme mesafesinde. İstanbul’daki Maslak bölgesine denk geliyor. Keza orada da plazalar bölgesinde gecekondu görmek mümkün

WP_20160103_09_13_31_Pro

  • Diğer bir fotoğraf

WP_20160102_14_30_48_Pro

Burada gördüğünüz aracın adı “Jeep” evet aynen bildiğimiz eski köylerdeki Cip diye tabir edilen Cip bu fakat biraz daha büyük ve kullanışlı. İçerisi kişilerin kıç büyüklüğüne bağlı olarak 10-15 kişi arasında almakta. Jip’in iç kısmını anlat anlat bitiremem. Roman bile yazabilirsiniz bu konu hakkında. Burada bilmeniz gereken tek şey “Bayad”, anlamı “Ücreti gönderirmisin”. Binmeyi ve ücret vermeyi öğrendim fakat inmeyi henüz öğrenemedim ve bundan dolayı İngilizce kullanmak zorunda kaldım. Ayrıca pekte sevmedim açıkçası. Çok pis oluyorlar, ve şöförler  bizim Dudullu – Bostancı minibüsünden farksız. Ama bir özelliği dikkatimi çekti, insanların ayakta gitmesini engellemek için olsa gerek ( bunu düşündüler mi merak ediyorum aslında ) jipin boyu kısa ve ayakta yolcu alamıyor. Yani mecburen oturmak zorundasınız böylece doluluk olayını halletmiş oluyorlar. Bu jipler çok çeşitli ve bilmeyen birisi için anlamak neredeyse imkansız. Ben Kaleaan caddesinde kaldım, bu cadde çok uzun olduğundan dolayı birden fazla jip var ve bu jiplere ikinci bir sokağa göre binmeniz gerekmekte. Mesela benim ikinci sokağım Zapote idi.

KaleaanVideoda da görebileceğiniz gibi yolları Ümraniye yollarından iyi, asyada şaka maka yollar çok iyi. Burada dikkatli olmak lazım, iki kendini bilmez yolumu kesti ve benden para istediler. Tabi bende vermek istemedim haliyle. Biraz meşakkatli de olsa onlardan ayrılmayı becerebildim. Bundan dolayı turist olduğunuz sürece sadece burada değil her yerde yoğun sokaklardan şaşmayın.

Tatil Vakti Geldi

Tatil için seçtiğim bölge North İlocos diye geçen bir bölge, burada bir çok tatil şehri var. İsterseniz denize girebilir isterseniz şelalenin altında yüzebilir isterseniz de eski sokakları görebilirsiniz. Olabildiğince fotoğraf ve resimle anlatacağım ki eğer buralara gelemezseniz içinizde kalmasın. Görmüş gibi yapabilin diye her konudan bahsedeceğim, tabi resimlere de bakabilirsiniz sadece. İlk durağımız Vigan City ve çevresindeki tarihi yerler. Vigan şehir olarak oldukça eski tarihlere dayanıyor. Önceleri Çinliler buraya ticaret yapmaya gelirlermiş. Sonra da İspanyollar adam avlamaya gelmişler buraya. Şehrin en meşhur özelliği başbakan ( Ferdinand Marcos ) doğduğu yere yakının oluşu. Bundan dolayı nerede bir müze varsa onun adına yapılmış diyebiliriz. Fotoğraflarla anlatmaya başlayalım. Tricyle'dan bir görüntü

  • Gördüğünüz aracın adı tricycle(üç teker). Manila’da şehir içerisinde de kullanılan bu araç toplamda 4 kişi alabilmekte. Ana yola çıkamadığından dolayı sizi her yere götüremiyorlar. Ama çoğunlukla bunları kullanabiliyorsunuz. Fiyatları gidilecek yere göre ve görünüşünüze göre değişiyor. Örneğin bir defasında otobüs garına gidecekken 25 peso istedi. Halbuki 15 peso demişlerdi. Bu araç ile gün boyu gezdim ve toplamda 600-700 PH gibi bir ücret ödedim. Şimdi ise bu araçla ve rehberimizle gittiğimiz yerlere bakalım

 

            DSC_3689

  • Bantay Bell Tower, kule oldukça eski bir yapı(1590) ve eski tuğlalardan yapılmış yanında bir de kilisesi var.

 

            DSC_3694 DSC_3698

Şu anda ibadet edilen kısım yeniden yapılmış eski kilise arka tarafta ve düğün dernekler için kullanılıyor. Burada biraz zaman geçirdikten sonra çan kulesine çıkmaya başlıyoruz. Çan kulesinde ilgimi çeken sadece bir bölüm var aslında her çana farklı bir anlam yüklemeleri yani bir çan düğün haberi verirken diğeri ölüm haberi veriyor.

Çan Kulesi

Çan Kulesi

Kiliseyi de gördükten sonra bir durağa çömlek imalat atelyesine geçiyoruz. Burada aslında anlatacak pek bir şey yok. Gördüğünüz gibi ilk çömlek yapışımda bile harikalar yarattım diyebilirim.

IMG_6898Burada işimiz bittikten sonra , dokuma atelyelerine geçiyoruz. Burada oldukça güzel yatak örtüsü, yastık kılıfı falan bulabilirsiniz. Overlok makinesi ayağımıza geld…. Neyse şimdi o konuyu açmayalım. DSC_3737

Dokuma atelyesinde pek durmadan, gizli bahçeye geçtik. Çok gizli değildi açıkçası güzel restoranlar yapmışlar ve bizdeki karadeniz pidecilerinin duvarlarındaki gibi gelen herkesin fotoğrafını yapıştırmışlar. Coconut suyu fena sayılmaz.

DSC_3741

    • Bundan bahsediyorum

 

DSC_3749

Baluarte hayvanat bahçesi, kaplan, aslan gibi hayvanların yanında diğer yöresel hayvanlarda var. Keçi ve diğer tavuk horoz gibi hayvanlar özgür, onlar dışarıda yaşıyorlar. Burayı yaptıran kişi önemli bir senatör. İnsanların kullanımına sunmuş bedava herşey fakat içeride bir ton ürün satan kişi var. Tshirt ten terliğe hediyelik eşyaya kadar herşey var.

DSC_3782DSC_3779

DSC_3801

Son durağiımız Calle Crisologo Caddesi, bizim istiklal giti olmasa da buranın Odun Pazarı diyebiliriz. İspanyollardan kalma bir yapı ve akşamında çok güzel oluyor. Yabancılardan biraz olsun korunabilmiş bir yer en azından Avrupalı yabancılardan. Malezya’nın Penang şehrinde Old Town dedikleri yere çok benziyor fakat orada İngiliz stili var iken burası daha çok İspanyol stilinde diyebiliriz. Ayrıca Penang buraya göre daha fazla turist çeken bir yer. Burada çoğu hediyelik eşyayı ucuz fiyatlara bulabilirsiniz. Puro alabilirsiniz hediye olarak, diğer ülkelerin purolarına göre uygun fiyatta ve normal kalitede.

DSC_3814
DSC_0002

 

 

İkinci gün

İkinci gün Juan Luna House’a gitmeye karar verdik. Artık altımızda arabada olduğuna göre daha uzak yerlere gidebilirdik. Neyse bir sevdayla gittik ve kapalı olduğunu gördük. Bu arkadaş buraların en meşhur kişisi, ressam kendisi bir kaç fotoğrafı :

DSC_0072

Bir gün böyle bir kuyu açacağım. Nerede kuyu gördüysem içi para dolu.

DSC_0066
DSC_0059
DSC_0060

Burada bir süre dışarda dolandıktan sonra Marcos müzesine gittik, Marcos Manila Hava alanına Nino Aquinoy adının verilmesine neden olan suikastin gerçekleşmesini sağlayan kişi gözüyle bakılıyor. Bundan dolayı Ilocos haricinde pek seveni yok, buradakiler pek inanmıyorlar onun kötü biri olduğuna.

DSC_0078

DSC_0085

DSC_0079

DSC_0082

Paoay kilisesi, burası gezdiğim ikinci katolik kilisesi. Burası da ispanyollar tarafından yapılmış ve geçen yıllarda Papa Francis tarafından ziyaret edilmiş. Diğer kiliseye göre daha büyük ve daha ilgin.

DSC_0115

DSC_0114

DSC_0110

DSC_0090

DSC_0119

Malacañang of the north Burası ise Marcos’un malikanesi şu anda bizdeki Çırağan sarayı benzeri düğün dernek ve kutlamalarda kullanılıyor.

DSC_0126

DSC_0183

DSC_0168
Düğün hazırlıkları

DSC_0147

DSC_0148

Burada çöl olmadığından dolayı insanlar çöl var diye Sand Dunes diye bir yere gidiyorlar. Bende gittik, araçla sizi gezdiriyorlar falan ama tek kişi için çok pahalı geldiğinden binemedim 200 TL civarı olsa gerek. Genelde buraya grup olarak gelindiğinden dolayı kişi başına düşen miktar cazip geliyor bende öyle bir olay olmadı malesef.

DSC_0194

Burayı da gezdikten sonra İlocos Norte bölgesinde Pagudpod sahilinde kaldım.

DSC_0229

DSC_0228

DSC_0405

Taşköprü Sarımsağıymış

3. Gün

Artık denize girme zamanı geldi, bu kadar kuzeye gelmişken denize girmeden olmaz. Bunun için gidilecek yer Blue Lagoon muş fakat oranın da ismi değişmiş. Hannah sahili adıyla anılıyor artık. Zengin birisi sahili almış ve adını değiştirmiş. Araba ile geldiğinizde P300 Civarı bir para alıyorlar ( 20 TL ) . Suyu gayet güzel, buralar şu anda kış olduğundan dolayı tatile çıkan pek insan yok. Kış dediğime bakmayın denize girebilinecek kadar oluyor soğukluk ancak.

DSC_0233

DSC_0232

Burada öğle yemeğini de yedikten sonra Kabigan Şelalesine gittim. Bu gezideki en hoşuma giden yer burasıydı diyebilirim. Suyu tam olmuş, hani banyoya girersin bi sıcak bi soğuk ayarlarsın en sonunda harika karışımı bulursun ya bu su o su işte. Çok eğlenceli zaman geçirdim.

DSC_0448

DSC_0465

DSC_0474

DSC_0503

DSC_0551

DSC_0576

Son gün

Artık gezinin son gününe geldik. Erken saatte(akşam 7) Manila’ya otobüsüm olduğundan dolayı pek fazla yer gezemedik. Sadece rüzgar türbünleri ile bizdeki pamukkale traverterlerine benzeyen bir yere gittim.

DSC_0768

DSC_0781

DSC_0818

DSC_0871

Gezinin sonunu getirmiş oldum böylece. Tabi Manila’da bir süre daha kaldım. Genel olarak güzel bir geziydi sizinde gördüğünüz gibi. Bir dahaki gezimizde tekrar görüşmek üzere.

Seyahat ya Rasulallah – Evliya Çelebi

Çoklu Görev ( Multitasking ) ‘in gerçek zararları

Çoklu görev ( multitasking ) ’in problemli olduğunu daha önceden duymuşunuzdur, yeni çalışmalar gösteriyorki multitasking performansınızı yok ediyor hatta beyninize zarar veriyor. Stanford Üniversitesi’nin araştırması sonucunda vardığı kanı; Tek tek iş yapmak çoklu iş yapmaktan daha etkin. Araştırmaya göre bir çok yerden bilgi yüklemesi yapılan insanlar tek tek yapanlara nazaran konuya dikkat kesilmekte ve  hatırlamakta daha kötüler.

  • Özel Yetenek

Peki ya bazı insanlara multitasking bahşedilmişse ? Stanford üniversitesi insanları multitasking eğilimi, ve performanslarını etkileyeceğine dair inancı olanları gruplara ayırmışdır. Bulgulara göre – Multitasking’in performanslarını artırdığına inanan ve bunu yapanlar – aslında işi tek tek yapanlardan daha kötüler. Devamlı multitasking yapanlar daha kötüydüler çünkü fikirlerini toplamakta ve önemsiz fikirleri silmede  sıkıntı yaşadılar, ve bir işten diğerine geçerken tek tek yapanlara göre daha yavaştılar.
Multitasking etkinliği ve performansı düşürüyor çünkü beyin bir defada sadece bir yere odaklanabiliyor. Bir kerede iki işi birden yapmaya çalıştığında beyinin buna gücü yetmiyor.

  • Multitasking IQ’yu düşürüyor.

Sizi yavaşlatmasının yanında multitasking IQ’nuzu da düşürüyor. Londra Üniversitesinin araştırmasına göre; “Beyin ile yapılacak işleri multitasking şeklinde yapan kişilerin IQ skorları gecelemiş veya mariuana içmiş birisinin IQ seviyesine kadar inmektedir. “ Birden fazla iş yapan bir kişinin IQ seviyesi 15 puan düşerek 8 yaşındaki ortalama akılda bir çocuğun skoruna yaklaşır.
Öyleyse bir toplantı sırasında patronunuza mail yazarken 8 yaşında bir çocuğun sizin yerinize yazdığını düşünün.

  •      Multitaskinge bağlı beyin hasarı

Multitasging’in beyine etkisinin geçici olduğu süregelen bir düşünceydi, fakat yeni araştırmalar bunun tersini iddia etmekte. Sussex üniversitesindeki araştırmacılar, insanların bir çok cihazda geçirdikleri zamana bağlı olarak beyinlerini MR ile taradılar. Bu araştırmaya göre çoklu görev yapan kişilerin korteks yoğunluğu daha az çıkmıştır. Burası empati , beyinsel ve ruhsal kontrolün sağlandığı yerdir.

Multitasking’in beyine hasar verip vermediğini söylemek için daha fazla araştırma yapılması gerekmekle birlikte, multitasking’in negatif bir etkisi olduğu açıktır. Nörolog Kep Kee Loh, çalışmanın baş yazarı, bulgularını şöyle açıklıyor  “ Birçok cihazla anlık olarak uğraşmamız beyin yapısı seviyesinde değişikliğe neden olmaktadır, bunun ile ilgili algı oluşturmamız gerekmektedir.”

  • Multitasking’den öğrenilecekler,

Eğer multitasking probleminiz varsa, bu mutlu olunacak bir olay değildir, açıkçası bu sizi yavaşlatır ve yaptığınız işin kalitesini düşürür. Beyin hasarına neden olmasa bile, konsantrasyon, organizasyon, dikkat  sorununuz varsa bunları pohpohlayacaktır.

Toplantılarda ve diğer sosyal ortamlarda multitasking yapmak , kişisel ve sosyal ilgiyi azaltacaktır. Bunlar işte başarılı olmak için gerekli olan iki önemli etmendir. TalentSmart bir milyondan fazla kişiyi test etti ve %90’ı bu iki alanda(Kişisel ve Sosyal) başırılı çıktı. Eğer ki multitasking ön korteks lobunu ekiliyor ise ki bu da kişisel ve sosyal ilgi alanını kontrol eden bölgedir. Multitasking sizin bu alanda daha da kötüleşmenize neden olacaktır.

Öyleyse , her defasında multitasking’in sadece anlık performansınızı kötüleştirmediğini , ayrıca sizi ileride daha da başarısız hale getirecek önemli bir soruna neden olabileceğini düşünmelisiniz.

Travis Bradberry, Ph.D. 

Çeviren : Şahin Yanlık

Büyük Düşünmek için 5 Strateji

FastCompany.com ‘de yayınlanmıştır

Bir defasında bana şu çok önemli soruyu soran ürün yöneticisiyle konuşmuştum. “ Tüm zamanımı alıyormuş gibi görünen bu kadar küçük şeyin içerisinde büyük resimi düşündüğüme nasıl emin olabiliyordum  ? “

Nasıl geri adım atıp büyük resmi görebiliriz. İşte bunun için etkili bulduğum 5 strateji

  • Düşünmek için zaman ayırın

Çok açık gelebilir fakat bunu ne kadar nadir yaptığımıza inanamazsınız. Eğer sadece yapılacak listenizdekileri yapmaya devam ederseniz büyük resim hakkında hiç düşünemezsiniz. Her zaman acil birşey olacaktır.

  • Dostunuz olsun

Düşünmek için zaman ayırdığınızda bir bir duvara çarpacağınızı göreceksiniz. Oturup “Tamam … düşün .” Fikirler genelde sohbetler sırasında ortaya çıkar. Öyleyse başka birisini bulup fikir alışverişinde bulunmak oldukça önemlidir.

Eğer yönetici pozisyonundaysanız size rapor verebilecek birisiyle arkadaş olun, takım arkadaşları , genelde aralarında stratejileri hakkında konuşmazlar. Bu durumda size açılma fırsatı bulurlar. Bu egzersiz ile takım arkadaşlarınız birlikte vardığınız sonuca sahipleneceklerdir sizde odaklanmış olacaksınız böylece.
Alternatif olarak yazarak kendinizle arkadaşlık kurabilirsiniz. Kendinize büyük sorular sorup cevaplarını yazınız. Bilgisayarımla uzun dönem stratejik ve üretici diyaloglar kurduğum oldu. Bunları basit bir şekilde soru cevap halinde yapıyordum.

  • Özel olarak konu seçin

Büyük resmi küçük hedeflere parçalamak daha uygulanabilir olacaktır. Eğer ürününüzü yeniden dizayn etmek istiyorsanız, küçük parçalara ayırıp belirli zamanlar vermeniz daha iyi olacaktır. Örneğin ; Önümüzdeki 2 yıl için ürün yol haritası taslağı kurmak istiyorum. Gibi hiyerarşi temaları kurmak gerekmektedir.
Büyük sorular sorulmaya değer fakat yapılamayacak ve üstesinden gelinemeyecek şekilde bir çerçeveye konulmamalıdır. Eğer öyle ise onları daha küçük parçalar bölüp yapılabilir hale getirmek gerekir. Bir problem ve birkaç çözüm bulun.
Örneğin : Bana rapor veren grafikerlere nasıl yardımcı olayım ki daha etkin çalışsınlar. Cevap : Mentorship programı oluştur veya kritiğini yap
İlk atılacak adımı belirle
Eğer büyük bir fikrim olsaydı ilk adımı atmıyorsam genelde ötelemeye çalışırım. Eğer yeni bir ürünün yol haritasını çizmek istersem öncelikle daha önceki projelerde hazırladığım google docs, astana projelerine bakarım. Sonra onları okurum. Sonra potansiyel özellikleri bir tema haline getiririm. Sonra Önerimin yapılabilir ve dinleyiciler önünde sunulabilir olduğuna emin olurum. Sonra bir zaman ve yer ayarlayıp fikirlerimi iyi bir şekilde dinleyicilerle paylaşırım bu şekilde yapacağımız işi güzel bir şekilde yapılandırmamıza destek almış olurum.

  • Genel Fikirler

Öncelikle düşünme sürecime şöyle başlarım : “ Fikirlerimi en iyi nasıl ifade edebilirim”. Büyük düşünmenin en iyi getirisi, sizi konfor alanınızdan, günlük rutinlerinizden çıkarmasıdır.

  • Büyük düşünmeye başlamak için bir kaç fikir şu şekildedir;

Öngörüş : Siz hedefinize ulaştığınızda dünya ne durumda olacak. Oraya ulaşmak için gerekli adımlar istenilen sonuc hayal edildiğinde çok daha açık olacaktır.

“Aptal cevap “ : Bazen yeni bir (harika) ürüne baktığımda şöyle düşünüyorum ; Yıllarca başkalarının bu problemi çözmeleri için o kadar uğraşmış daha kompleks çözümler geliştirmeye çalışmış olmasına rağmen. “       Tabiki, çok net, başka nasıl olabilir ki ? “ diyorum. Başkasının sizi zorlayan bir problemi nasıl çözebileceğini düşünün. Belki bu düşündüğünüzden daha açıktır.
Kahramanların tavsiyeleri : Tarihte hayranı olduğunuz kişilerle bir odada kaldığınızı düşünün. Her birine probleme nasıl yaklaşacağını sorun.
Varsayımları silin : Siz ve takım arkadaşlarınız problem hakkında ne gibi varsayımlar yapıyorlar ? Her bir varsayım için kendinize şunu sorun : Bu varsayımı silersek ne olur ? Varsayımları silmek aklınızdaki karışıklığı azaltacak ve büyük resmi göreceksiniz.
Özgün bakış açınız : Her takımın olayların çözümüne dair özgün bir bakış açısı vardır. Sizin takımınız problemi çözerken hangi gözlüğü kullanıyor ?
Örneğin : Paul Buccheit google’da yeni bir mail servisi inşa etmek istediğinde, şunu düşündü. Google’un özgün bakışı nedir ? Google’un(arama) eski bir probleme(email) bakışı yeni bir ürün doğurdu ( Gmail)
Amacınızı belirledikten sonra, bir planla gelip, ilk adımını atıp, fikirlerinizi genelledikten sonra artık kendinize karşı dürüst olmanız gerekmektedir.

Problemleri ele alabileceğiniz büyük imkanlar nelerdir ? Büyük düşünmek beyin fırtınasıyla birbirinden farklı fikirler çıkarmaya yarar. Son e en önemli bölümü ise şudur; bu farklı fikirlerden bir tane gerçek fikir elde etmek. Hangi seçeneklerin daha yapılabilir olduğuna dair gerçekçi olun, ardından adım atın. Bu çakışma safhası oluyor.

Yaptıkça, düzenli olarak büyük fotoğrafı düşünün, daha iyi fikirleri ışıtması için, ve küçük adımları yapıp doğru yolda devam ettiğinize dair bir geri dönüş sağlayıp kendinize güvenmenizi sağlar.

Kayıp Sembol – Dan Brown

Kayıp-Sembol-Dan-Brown

Daha önce Dan Brown’ ın birkaç kitabını okumuştum. Bu kitabı da diğerlerin benziyor su gibi akıp geçiyor ama terkos suyu gibi tat hissetmiyorsunuz. Bir adam birşeyler buluyor ardından koşturuyor başka birşeyler buluyor sizde saf saf bakıyorsunuz. İlk başları heyecanlı başladı fakat sonlara doğru oldukça sıktı, bir yerlerden bir yerlere adamlar gidiyor birileri ölüyor falan.

 

Tavsiye etmiyorum. Boşuna zamanınızı harcamayın.

Sadık Hidayet – Kör Baykuş

KOR-BAYKUS Kör baykuş kitabı Sadık Hidayet’in en meşhur kitabıymış. Ayrıca çeviriyi Behçet Necatigil’in yaptığını görünce ve İran kültürüne olan ilgimden dolayı hemen okumaya başladım. Çok uzun bir kitap değil aslında 100 sayfa civarı fakat okuması biraz uzun sürdü. İçerisinde o kadar çok metafor barındırıyor ki artık bir zamandan sonra metaforları düşünmeyi bırakıp hikayeye dalıyorsunuz. Hikaye kendisini tanımaya çalışan ve bunu birtürlü başaramayan bir adam hakkında psikolojik problemleri olduğunu düşündüğüm bu adamın hayatı aslında kitap oluşturacak kadar geniş değil zaten o yüzden de fikirleri önemli zaten. Depresyon problemi olan, bunun yanında sizi de depresifleştirebilen birisi. Bu yüzden çok mutlu olduğunuz bir vakit okumanızda yarar var. Çocukluğunu birlikte geçirdiği üvey annesinin kızıyla evleniyor bu adam ve hayatı her gün daha da beter oluyor. Kadın başkalarıyla sevişirken adam sürekli evde yalnız başına kalıyor ve halüsilasyonlar görüyor. Öldürdüğü kimseler oluyor, hayaller kuruyor o kadar derin düşünüyorki bazen karşılığını siz bile düşünemiyorsunuz. Hikaye gerçekten üzerinde düşünülmüş ve gayet güzel yazılmış. Okumanızı tavsiye ederim. Bu arada son bir düşüncemi söyleyeyim; Sanırım hikayeye konu olmuş karakterin %50’si yazarın kendisi. Çünkü yazarın intihar etmesine başka bir neden bulamıyorum. Bu kadar derin düşünen birisi elbette intihar etmeli. Yazar İran’ın en büyük ailelerinden birine (eniştesi başbakan) olmasına rağmen sürekli uzaklarda yaşamış ve yalnızlıkla imtihan olmuştur. Sanırım daha fazla yaşamaya ihtiyaç duymadığından başkalarına acı vererek ölmenin en mantıklısı olacağını düşünüp yazmıştır bu hikayeyi.

Açlık – Knuth Hamsun

Kitap okumayı seven birisi olarak daha önce hiç Hamsun okumadığımı söylemeliyim. Hamsun çokça alışık olmadığımız türden bir yazar. Kendisi Norveç doğumlu ve benim okuduğum kitap Behçet Necatigil tarafından çevirisi yapılan Açlık kitabı.

Hamsun kitapta açlık ile sürekli başbaşa kalan fakat sürekli dürüstlük ile insanlık arasında kalan bir yazarın hikayesini anlatıyor. Bu kadar kısa bir kitaptan açlık üzerine bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Ama hemen sizi havaya sokuyor ve gerçekten açmışsınız gibi hemen yemek yiyesiniz geliyor. Bundan dolayı yanınızda bir kaç atıştırmalık olsun ve kitaptaki yazar açlığını belirttikçe lütfen biraz tıkının. Çünkü eminim sizin tok olmanız ona iyi gelecektir. Yazar çoğu zaman yiyecek bulamamaktan ama çalamamaktan muzdariptir. Bazen Allah’a ne kadar şükrettiğine tanık olur bazende lanetlerini duydukça la ilahe illallah dersiniz. Candandır, çok iyidir bir defasında yeleğini satıp birisine para verdiği görülmüş halbuki yarın yiyecek bir şeyi olmadan. Üzüldüğü bir çocuk için pastaneye gidip hiç yapmayacağı bir şeyi yapmış ve daha önceden pastacıya bağışladığı paranın aslında bir ödünç olduğunu, pastasını almaya geldiğini söylemiştir. Ağız dalaşından sonra bu pastaları çocuğa götürmüş ve bulamayınca kapısını tıklatıp oradan uzaklaşmıştır. Belki de bir melektir Hamsun, en azından pek yeyip içmediğini varsayarsanız yakındır. Bir defasında cinsel ilişkiye çok yaklaşmıştır. Hatta yoldan geçen bir kadının arkasından koşmuş pardon yürümüş çünkü koşacak kadar gücü hiç olmamış, sonra onun ile karanlık sokaklardan birlikte geçmeyi teklif etmiştir. Kadın da kabul etmiş ve sonra bir gün buluşmak üzere anlaşmışlar. O gün geldiğinde şans o ya yazarın cebinde para varmış ve kıyafeti biraz daha güzelmiş öncesine göre. Kız ile buluşmuşlar, kız evde kimsenin olmadığını söyleyince yazar evinize gidelim demiş artık parasızlıktan mı demiş yoksa gerçekten birlikte olmak mı istemiş bilmiyorum. Eve gitmişler kız yine alçak gönüllü bir şekilde yanına çağırmış onu halbuki yazar bunun o kadar da çabuk olacağını düşünmemişmiş. Ardından öpüşmüşler fakat yazar duramamış ve kızın üzerine gitmeye başlamış, naz yapıp yapmadığını anlayamamış. Kızı şimdi düşündüm de kesin akrep burcu olduğuna karar verdim. Neyse kız bunu istememiş, ama istemiş sonra ama olmamış ve yazar ayrılmış bundan. Niye istememiş bilmiyorum, belki yazara gerçekten acıdığından, belki oyunu çok ileri gittiğinden ama inancım o ki kız yazarı sevmiş ama ona yar olamayacağını anlamış çünkü bu kadar aç biriyle nasıl yaşanırdı ki. Ardından bir gün yazar onu bir “Dük” ile görür ve bir kaç gün sonra birisi zarf ile eline para tutuşturur. O zaman anlar, parayı yırtmak ister ama dayanamaz çünkü kalacak yeri bile yoktur. Mecbur cebine atar ve her zamanki gibi cebinde parası olduğundan dolayı çok mutludur artık.

Yazar bir süre sonra geminin birisine işçi olarak alınır. Ardından kimse kendisinden haber alamaz.

 

 

Her Okula Bir Bilgisayar Laboratuvarı

Çoktandır yazmak istediğim bir konu var. Benim dönemimin bilgisayar ile karşılaşabilmesi tam olarak lise yıllarına denk geliyor. Benim daha önceden bilgisayarım vardı ve web sitesi yapmaya çalışıyordum o aralar. Sonraları neredeyse herkesin evinde bir bilgisayar oldu fakat okulların hepsinde bir bilgisayar laboraturı olmadı. İlkokulda bu ne kadar gerekli derseniz çoğu hayalin o senelerde oluşmaya başladığını söyleyebilirim size. Gerçi son senelerde bir bakanımız artık bilgisayarı herkesin bildiğinden bahsetti. Peki madem herkes bilgisayar biliyor da google’u neden Türkler işletemiyor veya herhangi bir programlama dilimiz yok veya geliştirmeye çalışan yok veya işletim sistemimiz yok ? Yoksa varda ben mi duymadım. Tabi pardus var diyeceksiniz ama onu da doğru düzgün devam ettiremedik. O da başka bir distro’yu taban olarak kullandı zaten. En nihayetinde ama 70 milyonluk Türkiye’de bunların sayısının bu kadar az olması üzülünecek bir şey. Bunun içindir ki önerim ucuz sistemlere kayarak her okula bir bilgisayar laboratuvarının yapılması. Bunu sadece büyük şehirler için değil Türkiye genelindeki her okul için yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de 05-09-2012 Tarihinde 31480  Tane ilköğretim okulu bulunmaktadır. Bu okullara 24 Kişilik bir laboratuvar yapılacak olsa maliyeti bir bilgisayar için monitör dahil en az 800-900 Civarında olacaktır. Ayrıca bu bilgisayarlara Windows ve Office benzeri yazılımlar alınması gerektiğinden dolayı 100-150 TL Lisanslama parası gerekmektedir. Toplamda 1000 TL civarına gelecektir bir bilgisayar.

Bizim bir okulun labaratuarından beklentimiz ne olmalıdır?

Sanırım çoğu öğretmen word,excel bilgisin isteğindedir. Bunlar basit olaylardır ve öğrenciyi Microsoft’a bağımlı kılar. Bundan dolayı microsoft bir çok eğitim kuruluşuna bedava yazılım dağıtmaktadır. Hatta eğer devletimiz anlaşma imzalarsa üzerine microsofttan para bile alabilir. Neyse işin politik tarafını bir yere bırakalım şimdilik. Dediğim gibi

31480*1000*24 = 755.520.000  Maliyeti gayet fazla çıkıyor. Yaklaşık 5-6 sene arası bu bilgisayarların yenilenmesi gerektiğinden (Hasar dolayısıyla) Maliyet çok daha fazla olacaktır. Tabi buna fazladan elektrik + teknik destek de dahil değil

Önerim:

raspberrypi21

Günümüzde küçük bilgisayarlar oldukça rağbet görmektedir. Benim önerim her laboratuvara bir rasperry pi konulmasıdır. Bunun maliyeti gerçekten ucuz ve üzerinde Word ve Office benzeri dahil program dahi yazılabilecek bir platform dur. Bunun sonucunda öğrencilerimizin Microsoft’a olan bağımlılığı azalır ve kendini geliştirmek isteyen ve open source programlamaya merak salmış gençler görürüz. Dışarıya olan yazılım bağımlılığımız azalır ve algoritma geliştirebilen bir gençliğe sahip oluruz. Peki bunun bize maliyeti ne kadar olacak.

Raspberry pi şu anda şahısa 92’tl ye satılıyor ve 21 inç bir monitör son kullanıcıya 200 TL civarında satılmaktadır. Yani Şu anda 300 TL’ye bilgisayarımız hazır duruma gelecek. Basit bir hesap yaparsak

31480*300*24 = 226.656.000 TL

Böylece maliyeti 1/3 e indirmiş olduk. Peki günümüz PC’si ne kadar elektrik harcıyor.

i3 işlemcili bir bilgisayar saatte 60-70 Watt arasında harcamaktadır. Ayrıca CD’rom ve bunun gibi çevre birimleri de 130 Watt civarında olacaktır.  Yani toplam 200 Watt .Buna karşılık raspberry pi ise sadece 5 watt harcamaktadır.  Haziran fiyarlarına göre bir kW’ın ücreti 36 Kuruştur. Basit bir hesap yaparsak;

200 W * (öğrencilerin bu dersi aldıkları saat sayısı – 8 saat * 3 gün) 24 * (Bilgisayar Sayısı) 24  * 4(Hafta) * 31480 = 5.222.154 TL

Raspberry pi için yapacak olursak bu hesabı

5 Watt * (öğrencilerin bu dersi aldıkları saat sayısı – 8 saat * 3 gün) 24 * (Bilgisayar Sayısı) 24  * 4(Hafta) * 31480 =  130.553  TL

Görüldüğü gibi diğer bu bilgisayar için harcanacak elektrik ücreti diğerinin 40’da biri. Olaya bu şekilde bakınca da hep devlet hem öğrenciler için daha karlı bir iş olacaktır.

Öğrenciler için olan kãrı biraz daha açmak istiyorum.

Benim çocukluğumdan , ilk bilgisayarların Türkiye’ye gelmesine denk geliyor , itibaren hep microsoft ürünlerini kullandım. Sonraları bazen Linux’a geçebildim ama çalıştığım firmalar da sürekli Microsoft kullandılar. Lisede Visual Basic Öğrendik, Üniversiteye geldik C# öğredik ve Microsoft’un adımıza açtığı hesapla işletim sistemi dahil herşeyi indirdik. Paralı olan şeyleri bedava kullanabildiğimizden dolayı sürekli onları kullandık. Fakat bir taraftan da Linux kullanıyordum. Linux’da sağlanan özgürlük Microsoft’a göre çok daha fazlaydı. Ayrıca geliştirmek için daha iyi bir ortamdı. Fakat mecburen çalışma ortamın da da Microsoft kullanıyorum şu anda. Onların gösterdiği şekilde kodluyorum onların fikirlerinin dışına çıkamıyorum. Farklı bir şey görmek istemiyor kimse çünkü herkes o kadar çok alışmış ki çoğu kişi linux bile kullanmamış hayatında. Evde bir bilgisayarıma linux kurdum ve öğretmen olan babam üzerinde denemelere başladım. Kendisi e-okul haricinde pek sitelere giremeyen birisi ama o da kolaylıkla öğrendi kullanmayı ve evde linux kullanıyoruz. Ayrıca öğrencilerin kendileri ifadesi ve özbenliklerini kazanmalarına da programlamanın katkıda bulunacağı kanısındayım. Sadece bir ders olarak görmemek lazım her alanda başarıya etki eden bir konudur programlama. Bu öneriyi yazmamdaki neden biz ve bir-iki nesil sonrası teknolojik olarak yeni bir ürün çıkaramayacak düzeyde. Sonraki nesillerin de bu konuda sorun yaşayabilecek olmaları beni üzmektedir. Bundan dolayı öğrencilere kendilerini ifade edebilecekleri basit arayüzlü ve küçük progralama oyunları benzeri programları olan bir bilgisayar sunabiliriz. Bunun adı da şu anda raspberry pi

10 Harika Javascript Kütüphanesi

Javascript kütüphaneleri artık olmazsa olmazımız. Her projesinde jQuery kullanmayan yoktur herhalde, Bu gün farklı amaçlarla farklı yerlerde kullanabileceğiniz 10 harika javascript eklentisini göstermek istiyorum.

Dynamo.js

Dynamo JS

Dynamo JS HTML içersinde kullanıcının görmesini daha fazla istediğiniz yerleri manipüle ederek, dikkatini çekmeyi amaçladığınızda kullanabilirsiniz.

 

 

 

Dropkick JS

dropkickjs

Dropkick JS kullanıcılarınıza farklı combobox türü sunmak isteyen web programcıları için kullanılabilir.

 

 

 

 

 

Hammer JS

 Hammer JS ile multitouch özelliği olan tablet ve bilgisayarlar için oldukça kolay bir şekilde kontrol yazabilirsiniz. Sitenin girişinde bulunan jQuery kodu da oldukça güzel, swipe left olduğunda şunu yap tarzi kodlar yazmak gayet basit.

 

 

 

Holder JS

Holder JS projeleri hazırlarken kullanacağımız görsellerin kesin belli olmaması halinde kullanabileceğimiz gayet güzel bir eklenti, img tagının içerisine istediğimiz imaj ölçüsünü söyleyerek o boyut bir imajın bize geri dönmesini sağlıyoruz. Gayet kullanışlı bir eklenti.

JsZip

Bu eklenti sayesinde artık zip dosyalarını js ile açıp,düzenleyip kaydedebilirsiniz. Daha söyleyecek birşey kalmadı javascript için, gittikçe güçleniyor.

 

 

Kartograph JS

Google map günümüzde oldukça fazla kullanıcı topluyor. Fakat Kartograph kullanıcılara google map olmadan da harita üzerinde veri göstermelerine yardımcı oluyor. Oldukça güzel bir kütüphane, veri ile uğraşanların incelemeleri gayet güzel olur.

Morris JS

Güzel görünüşlü grafikler hazırlamak bu eklentiyle oldukça kolay.

 

 

 

 

moke JS

Smoke JS ile kullanıcılara  güzel bir şekilde popup çıkartabilirsiniz, ve istediğiniz bilgileri bu js kütüphanesiye kullanıcıdan alabilirsiniz.

 

 

 

uri js

Bu javascript kütüphanesi ile artık URI parse etmek çok daha kolay. Regexle uğraşmadan doğrudan URI’dan istediğimiz bölümü parse edebiliriz.

 

 

 

 

 

uiji JS

Uiji Jquery’e eklenti olarak gelen bir kütüphane ve bu kütüphane ile daha hızlı html içeriği hazırlayabiliyoruz.