Cehennem – Eileen Myles

Açıkçası kitaptan beklentim yüksekti. İyi bir şairmiş. Fakat iyi bir roman yazamamış bence. Çeviriden de kaynaklanabilir diye düşünüyorum çok kopuk bir hikayesi var. Bir kızın hayat evreleri arasındaki gitgeli anlatıyor. Fakat normal bir paragrafta başka bir yere atıf yapıyor ve orası boşluk. Bir türlü ne olayın etrafına ne de içerisine kendimi koyabildim. Bundan dolayı yarıda bıraktım.

İyilik Güzellik – Ece Temelkuran

Ece Temelkuran’ın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap dergilerde yazdığı makalelerden oluşuyor. Genel olarak Ece Temelkuran’ın nasıl bir kişilik olduğunu çıkarabiliyorsunuz. Özellikle “Şahsi bir mesele. Ne yaptı sana bu devlet?” yazısını çok beğendim. Devlet neden bireye indirgenip kızılır güzel açıklamış. Bazı yerlerde devletin üzerine fazla gittiğini, olur olmaz bazı şeyler için devleti suçladığını düşünsemde bence okunması gereken bir kitap. Ayrıca bu şekilde dergilere yazılmış makalelerin toplandığı bir kitabı okumayı sevebildiğimi öğrendim.

Hippi – Paulo Coelho

Paulo Coelho’nun daha önceden çok kitabını okumama rağmen bir süredir okumamıştım. Bu kitabo da eşim hediye etti. Bu aralar eşimin hediyelerinden gidiyorum.

Bu romanda olay sizin de tahmin edebileceğiniz gibi hippi kültürü üzerine. Hikaye Komunizmin dünyayı kasıp kavurduğu vakitlerde geçiyor. Paulo Brezilyalı bir genç ve Yugoslavyalı bir kadın kız arkadaşı var. Bu arkaşı kendisinden ne kadar büyük olsa da Paulo onu gibi deli gibi sevimektedir. Maçu Piçu’ya gitmeye çalışmaktayken polis bunları hapise atar, çünkü uyuşturucu kaçakçısı olduğunu düşünmektedirler. Bir süre sonra polis Paulo ve kız arkadaşını serbest bıraktı. Sonrasında da kız Paulo’dan ayrıldı. Paulo avrupaya gömeye çalışırken Amsterdam’da Karla ile tanıştı. Karla ise kendini bulmaya çalışan bir kız. Bunun için de Nepal Katmandu’ya gitmek istiyor. Fakat yanında birisi ile gitmek istediğinden dolayı hemen gördüğü ilk yabancı ve hippi kılıklı adama yani Paulo’ya yamandı. Paulo’da anlamasa da kızla birlikte gitmeye karar verdi.  Yollarda başkaları da bu otobüse katıldı. Otobüs bazen problemler ile karşılaştı ve en sonunda İstanbul’a geldiler. Burada Paulo sufizm’e ilgi duydu. Bundan dolayı Karla’dan ayrıldı. Bir sene İstanbulda kaldı.

Bu anlattığım hikayedeki Paulo gerçek Paulo Coelho.

Hikayenin geneli böyle basit bir hikaye üzerine kurulu, bazı anlarda hüzünlensem de genel olarak çok beğendiğimi söyleyemem. Beni üzerine düşündüremedi.

Olağanüstü bir gece – Stefan Sweig

Canistan sonrasında yine bir çeviri kitap okumak istedim. Bu kitap da eşimin hediyesi. Kitabın kahramani Baron Frederich Michel. Bir gecede insan hayatının nasıl değişebileceği üzerine yazılmış bir kitap. Baron zengin olması ve rütbesi nedeniyle hep yüksek sosyete ile haşır neşir olmuş birisidir. Fakat 36 yaşlarında iken bundan aşırı derecede sıkılır ve hayatının ne kadar anlamsız olduğunu fark eder. Çalışmasına gerek yoktur, para ile derdi yoktur. Bu anlamsızlığı yenebilmek için her gün olduğu gibi o gün de dışarı çıkar ve hipodroma gitme isteği duyar. Hipodromda oturur ve insanları seyrederken arkadan tüm canlılığıyla bir kadın güler, eğlenir ve etrafa neşe saçar. İçten içe kadını görmek ister Baron fakat bunu yapmaktan da çekinir. Dayanamaz ve bir süre sonra yerinden kalkıp kadını görür ve kadınla göz göze gelirler. İlişkilerinde en fazla bu anı sever. Kadın da arada bir onu yoklar. Sonrasında koltukların aşağısından şişmanca bir adam kadını çağırır. Baron’un tüm heyecanı kaçmıştır. Böyle bir kadına kur yapmak içinden gelmez. Fakat kadın öyle bir bakar ve onu heyecanlandırır ki Baron dayanamaz ve kadının yanına gitmek ister. Fakat o hengamede ayakta durmak zor olduğundan birden kadının kocası ile çarpışırlar. Kadının kocasının kuponları yere düşer ve adam bir heyecanla hepsini toplamaya çalışır. Fakat Baron bir hınzırlık yapıp bir tanesinin üzerine basar adam ne kadar arasa da bulamaz. Sonrasında karı koca oradan ayrılırlar. Elinde kupon ile yarışı izlemeye başlar ve bilete 20 Kron çıkar. O an Baronun aklına hırsız olduğu fikri düşer ve inanılmaz derecede rahatsız olur. Gidip adama diyemez biletinizi çaldım diye, parayı harcayamaz da. Tekrar hipodroma girer ve birbirine tüyo veren insanları dinler. En kötü atı bulur ve tüm parayı ona basar ne de olsa kaybetmek istiyor. Sonrasında tekrar koltuğuna oturur. Ama şans bu ya yine kazanır. Bu defa 600 Kron sahibi olur. Bir süre sonra bu hırsızlığın kendisine üzüntü değil aslında bir hayat gayesi, neşe verdiğini anlar ve bu düşkünlükten zevk almaya başlar. Bundan dolayı başka düşkünlükleri de görmek ister. Şehir merkezine, basit insanların, fakir insanların olduğu yerlere gitmek ister. Gittiğinde bir festivale katılır ve ne kadar neşeli olduklarını düşünür. Bir masada mutlu bir grup vardır. İnsanlar her ne kadar birbirlerini tanımasalar da çok iyi bir şekilde anlaşabilmektedirler. Baron da masaya oturur, fakat herkes bir anda sessizleşir. Bunun üzerine Baron kalkar ve hayatt neyi olursa olsun insanların iyiliğine katkı sağlayamayacağına karar verir. Birşeyleri değiştireceğine olan inancı sona ermiştir. Tam eve dönmek üzereyken, en azından o geceyi de düşkünler gibi geçirmek ister. Bir zaman sonra orospular sokaklara iner ve bir tanesi Baron’a bakar. Baron o kadar sevinir ki birisinin kendisi ile ilgilendiğine ve kendisinin bir hayalet olmadığına hemen arkasından gider. Kız bunu ormanın derinlinlerine kadar peşinden sürükler. Sonrasında ise elini tutar, Baron bu anlar için hayatında hiç bir kadına bu kadar aşkla dokunmadığından bahseder. Kadına bir kaç kron verir. Sonrasında kadının pezevenkleri gelir. Bunlar Baron’dan para koparmak için onu bekçilere teslim etmek ile tehdit ederler. Baron da zaten batmıştır batacağı kadar. Sokağın başındaki bekçiye yaklaştıklarında adamlar korkarlar. Fakat Baron daha derinlemesine batmak istemektedir. Adamlara ağlamaklı bir sesle lütfen beni daha iler göndermeyin, eğer benim böyle birşey yaptığım öğrenilirse intihar ederim lütfen şu 100 kron’u alın der. Adamlar anlayamazlar, halbuki istese hiç birşey vermeden gidebilir. Fakat baron en sonunda 200 Kron vererek onlara teşekkür edip ayrılır. Herkes mutludur. Bu mutluluğu, insanları mutlu edebilme olasılığını çok sever Baron, o gün her gittiği yere çokça para verir ve 600 Kron’u insanlara dağıtarak bitirir. Hatta baloncunun balonlarını alıp havaya bırakmışlığı da vardır.

 

Güzel bir kitap. Her sayfasında farklı duygular bırakıyor.

Canistan – Yusuf Atılgan

Bu kitap eşimin hediyesi. Bir günde bitebilecek kısa bir hikaye. Tolstoy’un bir hikayesini okuduktan sonra bunu okumak bana çok da birşey katmadı açıkçası. Betimlemeler, hikaye biraz sönük kalıyor.

Hikaye üç bölümden oluşuyor. Selim’in eşkiya olduğu bölüm ile başlıyor. Sonrasında çocukluğu ve en son ölümünden bahsediliyor. Selim’in babası o küçükken ölmüş ve annesi de Osman Tokuç’un yanında ev işlerine bakan bir kadın olarak başlamıştır. Osman Tokuç zengin bir adam ve Ali diye oğlu var. Gel zaman git zaman Ali ve Selim çok iyi arkadaş olurlar. Selim biraz alıngan bir çocuk, 15 yaşlarındayken aralarında bir anlaşmazlık çıkar ve Selim evi terkeder, sonrasında başka bir yerde çalışmaya başlar. Orada da çiftlik sahibinin oğlunun burnuna yumruk indirir yine kaçar. 16-17 yaşlarına geldiğinde dul bir kadının yanında çalışmaya başlar. Sonra onun ile ilişkiye girer ve evlenirler. Bu evlilik bir süre sonra doğumda eşinin bebeğinin ölmesi ve sonrasında da eşinin ölmesiyle son bulur. Selim dayanamaz ve bir süre yerel askeri birliğe katılır. O zamanlar tam birinci dünya savaşı sıraları, Selim’i tekrar askere çağırırlar. Yolda kışlaya götürlürken arkadaşı ile birlikte trenden atlarlar ve 2 sene boyunca eşkıyalık ederek milletten para toplarlar. En son geldikleri ev ise Ali’nin evi. Tabi Selim Aliyi tanır fakat Ali ilk görüşte tanıyamamıştır. Selim kendini tanıtınca Ali çok sevinir. Fakat bu sevinç çok sürmez. Selim eskiden olan husumetlerinden mi yoksa gerçekten eşkıyalık yapma isteğinden mi bilinmez. Aliye çok acı çektirir, karnına kızmış yağ döker. Sonrasında evden ayrılınca ne yaptığının farkına varır. O gece ölmesi gerektiğini düşünür. Bunu da Yunan birliklerine saldırarak gerçekleştirir. 4 kişiyi öldürür ve iki de yaralı vardır. Tabi Selim de ölür, Ali de sabahına ölür. Fakat Selim’in haydutluk yapan arkadaşı bunları unutup sevdiği kadının yanına gider ve sevişirler. Burada yazar hayatta görüşlerin ne kadar değişken olabileceği, değerlerin insan yolunu ne kadar değiştireceğini göstermiştir.

 

Sergi Baba – Tolstoy

Bu hikaye Tolstoy’un ilklerinden. Sergi baba önceleri her ne kadar dindar olmasa da nişanlısının kendi komutanı ile ilişkisini öğrendikten sonra keşiş gibi yaşamaya karar veriyor.  Bu süreç boyunca kendisini dine adıyor ve oldukça yüksek mevkilere çıkıyor. Bundan dolayı kendisini daha iyi yerlere gönderiyorlar. Bunu Sergei baba istemese de yapıyorlar. Kendisi oldukça yakışıklı olan Sergi’yi herkes çok seviyor ve gittikçe yüceltiyorlar. Ta ki bir gün genç bir kıza dokunana kadar. Sergi kendisini böyle bir şeyden ne kadar uzak durursa dursun bu gibi dine aykırı gördüğü olaylar hep karşısına çıkıyor ve onu test ediyordu. Genç kızın başkalarına bunu söylemesinden çok korku ve uzaklaştı bulunduğu yerden. Bunu kendisine yakıştıramadı. Daha sakin yaşayabileceği bir yer istiyor ve artık Tanrı’ya inanmıyordu. Fakat bir gece uykusunda Paşenka’yı gördü. Paşenkayla bir defa çocukluğunda dalga geçmişler ve ağlatmışardı. Sonrasında keşiş olmadan görmüştü onu evlendiği adam tüm parasını bitirmişti. Her ikisi de yaşlanmışlardı elbette. Geçen bu yılları nasıl yaşadıklarını anlattılar birbirlerine. Sergi Baba sürekli bir o kiliseden diğerine gitmişti. Paşenka ise, aslında adamın çok da kötü bir yanı olmasa da ilişkilerini sürdürememişti. Sonrasında kocası bırakıp gitmiş. Kadının iki çocuğu olmuş ve bunlardan bir tanesi ölmüş. Diğeri ise büyümüş ve evlenmiş. Şu anda onun da çocukları var. Fakat kızının eşi psikolojisi pek yerinde değil. Bundan dolayı kadın ikisine de sürekli arabuluculuk etmek zorundaydı. Torunları da keza çok yaramaz olduğundan kadın sürekli onlarla da ilgileniyordu. Ayrıca Sergi’ye de yemeğe kalması için baskı yapıyordu. Bu olayları gözledikten sonra Sergi baba tam olarak şöyle düşündü; “İşte düşümün anlamı buydu. Benim olmam gereken ama olamadığım Paşenka’ydı. Tanrı bahanesiyle insanlar için yaşadım, o ise insanlar için yaşadığını düşleyerek Tandı için yaşıyor.  Evet, bir tek eylem: Ödül düşüncesi olmaksızın verilen bir tas su, benim insanlar için yaptığım her şeyden daha değerli.” dedi ve oradan ayrıldı. Sergi baba bundan sonraki hayatının sonuna kadar insanlara yardım için uğraştı, kimliksiz bir şekilde yakalanınca Sibirya’ya sürüldü ve o yine de insanlara yardımı bırakmadı.

 

 

Japonya Gezisi

Bu yazıda Japonya’da yaşadığım 17 günü anlatacağım. Öncelikle Japonya’ya hayran kalmamak elde değil. Bu gezi özel nedenlerden dolayı oldu. Nişanlımın ailesini görmeye gittim. Bu gezi boyunca Tokyo ve Hiroşimayı ve buradaki yaşamları anlatacağım. Malezya’da işimden ayrıldıktan sonra 12 Ocakta Japonya’nın Haneda hava alanına Airasia x ile yolculuk yaptım. Airasia x çok eski bir uçaktı, uçak içerisinde zaman geçireceğiniz bir ekran bulunmuyor. Ucuz olmasından dolayı pek umursamadım. Normalde Japonya uçakları diğer bölgelere göre daha pahalı. Örneğin yakın sürelerde (4-6 saat) Hindistanın güneyine gidebilirsiniz. Ücreti ise belki yarısı kadar olur.  Yine de Airasia X, ANA veya JAP Air’e göre daha ucuz. Bu yolculuk için tek yön 700 Lira civarında bir para verdim. 15 KG bagaj için de yine 150 lira civarında bir para verdim. Eğer bagajınız yoksa kesin Airasia’yı seçin derim. İndiğinizde artık apayrı bir dünyadasınız. Girişte biraz tedirgin olabilirsiniz. Çok uzun bir kuyruk ve herkes ülkeye girmeye çalışıyor. Normalde uçakta doldurulması için 2 tane belge veriyorlar. Kendi vatandaşları da bu belgeleri dolduruyorlar. Bunlardan bir tanesi nerede kalacağınıza dair diğer ise pasaport kontrolü yapıldıktan sonra isteniyor. Size ne iş yaptığınız amacınızı vs. soruyorlar. Ben yazılım uzmanı olarak gittim. Benden kartımı sordular. Pasaportumda bulunan vizeyi gösterdim anca öyle kabul ettiler. Gideceğiniz yeri vs önceden ayarlamanız gerekmekte. Buradan geçtikten sonra artık özgürsünüz. 17 günlük gezim sırasında hiç kimse pasaport kontrolü yapmadı. Pasaportu hep evde bıraktım. Ben genelde gündüzleri gezdim akşamları bazı restoranlara gittim o kadar. Club gibi yerlere gitmedim. Yakınlarında bulundum fakat içeriye girmedim.

  • Metro haritası nasıl okunmalıdır

Japonya’da en önemli şeylerden birisi metro haritasının okunması.

img_1583  Köstebek yuvası gibi görünse de aslında hepsinin bir kalıbı var. Metro , JR(Japan Railway), Toubu, Toei hatları  bulunmakta. Ben en fazla Metro’yu kullandım ve genelde 600 yen’e günlük aldım. Japon’ya diğer gezdiğim ülkelere nazaran çok daha pahalı. 600 yen 20 TL civarında yapıyor. En ucuz gideceğiniz yer 160 Yen, bir iki yere giderseniz zaten 600 Yen’i geçiyor. Hatlardan bahsedersek Japonca’nın altında ingilizceleri yazıyor. Her durakta ingilizce anons yapılıyor. Tokyo içerisinde gideceğiniz her yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Hatlardan geçişlere dikkat etmeniz yeterli. İstanbul metrosuna göre çok karmaşık olduğundan belki başlangıçta biraz zorluk yaşayabilirsiniz. Metro genelde çok yoğun oluyor. Ama 14B kadar değil. İçeride insanlar birbirlerine saygı gösteriyor. Tabi herkesin yüzü düşmüş her büyük şehirde olduğu gibi. Ölü sessizliği ve herkes kendi işine bakıyor. İlk geldiğimde sarhoş bir grup metroya binerken bir kızın bacağı arada kaldı gülüştüler falan insanlar hep anlayışlı davrandı. Girerken sağlı sollu beklemeniz lazım. Böylece inecekler düzenli bir şekilde çıkıyor ve sizde düzenli bir şekilde giriyorsunuz. Aksi halde kaos çıkabilir. Herkesin kodlarında var sanki şimdiye kadar hiç şaşmadı. Bu her yerde geçerli, kırmızı ışıklarda araba olmasa da beklemek lazım. Her yerde kurallar var. Fakat bu insanları, çevreyi ve gelirlerini pozitif yönde etkilemiş. Örneğin daha önce Singapur’a gittiyseniz küçük bir mağazalar şehri ve hiç bir ruhu yok. Fakat Tokyo’nun teknolojik bir ruhu var. Gün geçtikçe teknolojiye her yerde ulaşılsa bile Tokyo bunların kaynağı diyebiliriz. İlerleyen bölümlerde nereden elektronik eşya alınır bunun ile ilgili de bilgi vereceğim. Gideceğiniz yere sadece bir vesait ile gidemeyebilirsiniz. Bundan dolayı günlük Metro bileti almanızı tavsiye edecebilirim. Bu haritada kalın çizgiler ile çizilen hat Metro hattı. Duraklarına bakıp inceleyebilirsiniz. Metro için günlük bilet aldığınızda bu kart ile JR hattına kullanamazsınız.

  • Yemekler

Japonya’ya gelmeden önce Türkiye’de suşi veya diğer japon yemeklerinden tadarsanız en azından biraz aşinalığınız olur. Japonya’da Tokyo haricinde Türk yemekleri bulmak oldukça zor. Hatta tamamen helal yemek bulmakta zor. Udon restoranları bazen domuz eti kullanmıyorlar. Fakat ramen yiyecek olursanız bu restoranlar genelde domuz eti kullanıyorlarlar. Sushi yerseniz en iyisi, hatta bazı restoranlar sadece soba satıyorlar. 

 

 

 

 

 

 

Orta seviye bir akşam yemeği yukarıda gördüğünüz gibi oluyor. Burası deniz ürünleri satan bir yer. Deniz ürünleri bizdeki gibi çoğunluk balıktan oluşmuyor. Hatta az bir bölümü balıktan oluşuyor. Diğer kalanlar ise kabuklu ürünler. Yukarıdaki restoran deniz ürünleri ile meşur bir yer. Küçük fakat çok yoğun. Sağ tarafta ise somon, tuna vs. balıklar satılıyor.

 

 

 

 

 

 

Yukarıda bulunan yerin adı Tsukiji balık hali. Aslında buradaki her restoran halde bulunan çalışanlara yönelik, erkenden açıp erken kapatıyorlar. Burayı görmek istiyorsanız çok erken saatlerde gitmeniz lazım. Ben biraz geç kaldığımdan dolayı halde bulunan balıklardan çoğunu göremedim. Fakat taze balıklar ile karnımı doyurabildim. Yine de kapanmamış bazı balıkçılar vardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ürünler pahalı gibi görünse de Japon kültüründe balık en önemli yiyecek bundan dolayı yemeğe fazladan para ayırmaktan geri durmuyorlar.

Bu ise benim öğle yemeğim. Tuna balığı, balık yumurtası ve deniz kestanesi. Türk damak tadına baya baya uzak aslında. Bunun ile ilgili bir anımı aktarayım. Tokyo’da Tokyo Cami adında Diyanet işlerine bağlı bir cami bulunmakta. Cuma günü için buraya gittiğimde yolda bir Pakistanlı çift ile tanıştım. Hayatlarının uzun bir süresini Amerika’da geçirmişler. Bana iki gündür aç gezdiklerini sadece ekmek ile yağ yiyebildiklerini söylediler. Bunun ile ilgili yine önceden arkadaşlar ile konuştuğumda Tailand için aynı şeyi söylemişlerdi, aç döndük diye veryansın etmişlerdi. Evet Asya ülkelerinde yemek kültürü batı gibi değil. Böyle yemekler yemek istemiyorsanız Tokyo’da Türk restoranları var. Fakat bence denenmesinde fayda var. Yandaki yemeği yediğinizde vücüdunuz proteinden dolayı ateşleniyor. O kadar etkili.

 

Tsukiji halinin yanında yine butik marketler bulunmakta bunlarda her türlü ev aleti bulmak mümkün. Bıçakları meşur buranın fakat buna göre de fiyatı var.

 

 

 

 

 

 

 

Gerçekçi Olmak – Getting Real Kitabından notlar

Kısa yoldan zengin olmak oldukça zordur. Kendinizi fonlarken çok fazla kaynak ayırmayın bu da sizin yaratıcılığınızı artıracaktır. Bir iki ay içerisinde birşeyi yapıp yapamadığınız biraz da olsa belli olur. Eğer projeniz düzgün gitmiyorsa tekrardan başa dönüp yeni projeye başlamanız gerekmektedir. Kullanıcıların uzun süre kullanabileceği araçlara odaklanılmalıdır

 

Zamanı ve gideri sınırlandırın ve hiçbir zaman fazlasını kullanmayın. Şöyle bir mit vardır; zamanında, istendiği gibi ve gideri tam olarak yeten bir proje. Bu hiçbir zaman olmaz olsa da kalitesi genelde iyi olmaz. Eğer tamamını gerçekleştiremiyorsanız yarım bir şey yapmayın özelliğini azaltın. Sonrasında özellik eklersiniz. Bunlar için

Önceliklendirme

  • Neyi çok önemli olduğuna karar vermelisiniz.

Gerçekçilik

  • Beklentilerin gerçekçi olması gerçekten önemlidir. Zaman ve gider sınırı dahilinde birşeyler üretebilirsiniz fakat bu gerçekten sizin istediğiniz şeyler mi bunları düşünmek lazım

Esneklik

  • Değişim önemlidir ve herşeyin sabit olduğu bir projede esneklik oldukça zordur.

 

Öneri: Yapacağınız özellikleri azaltın. Ürünün yarısını yapmak ürünü yarım yapmaktan çok daha iyidir.

 

Düşman Belirle

Projeyi yaparken başkalarının ne yaptığı ve nerelerde eksik kaldığını bilmek çok önemlidir. Düşmanınızı tanımalısınız. Basecamp örneğinden gidilecek olursa başlangıçta Microsoft çok büyük bir düşmandı ürünleri çoğu firma tarafından kullanılıyordu. Fakat ürünlerinde kullanıcı etkileşimi yapmak gibi bir özelliğe sahip değildiler. Yine bir diğer düşman beyaz tahta olayındaydı, çoğu firma oldukça karmaşık beyaztahtaya sahipti bunu en kolay şekle indirmek önemli oldu. Yine internet üzerinde olması birşeyi yanında taşıma olayına düşmandı. Bir düşman belirlediğinde bir hikaye yaratıyorsun ve kullanıcılar bu hikayeyi duymak istiyorlar. Böylece sadece ürünün daha hızlı ve iyi olması değil bunun yanında taraf tutmalarını da sağlamış oluyorsunuz. Bunun yanında çokta bu savaşın üzerinde kalmamak lazım, böyle olursa karşı taraf aşırı analiz edilir ve zaman kaybına neden olur. Bundan dolayı farklı hikayeler anlatmak gerçekten önemlidir.

Angarya olmamalı

Uygulamanızı geliştirmek angarya olmamalı, küçük küçük işlemler ile kolayca yönetilebilir yaparak bu süreçten zevk alabilirsiniz. Eğer uygulamanız sizi heyecanlandırmıyorsa yanlış yoldasınız demektir. Eğer sadece para kazanmak uğruna bunu yapıyorsanız sonucunda bunu göreceksiniz. Eğer gerçekten istekliyseniz bunun sonucunu da ürünü çıkardığınızda göreceksiniz. İnsanlar satır aralarını okuyarak sizin istekli mi isteksiz mi olduğunuzu anlayabilir.

Hafif Ol

Eğer bir kütle büyükse onun yönünü değiştirmek zordur. Bu iş dünyası için de geçerlidir. Web teknolojilerinde ise değişim ucuz ve kolay olmalıdır. Eğer hızlı bir şekilde değişemiyorsanız alanı değişen kişiye bırakırsınız.

Uzun dönemli kontratlar, çok fazla şey, değişmez kararlar, diğer toplantılar hakkında toplantılar, büyük bir işlem, yazılım donanım ve teknolojik bağlantılar, lisanslı veri formatları, uzun dönemli yol haritalar, ofis politikaları kütleyi artırır.

Gerektiği anda düşünme, takımdaki kişilerin farklı görevler üzerinde çalışması, daha az yazılım, daha az kod, daha az özellik, daha küçük takım, basit olması, açık kaynak kodlu ürünler, açık veri tipleri, hataları kabullenecek bir ofis kültürü kütleyi azaltır. Bu şekilde daha iyi fikirlere odaklanabilir, yeni teknolojilere daha çabuk entegre olabilirsiniz.

Bunları göz önüne alırsanız koca bir uçağı yönlendirmeye çalışmak yerine kibrit kutusunu yerinden oynatırsınız.

Değişimin Masrafını Azaltın

Ucuz ve hızlı değişim büyük firmalara göre küçük firmaların güçlü olduğu yerdir. Hatırlayın: para, pazarlama, tüm o çalışanlar küçük olmanın bu hızını büyük firmaya getiremez.

Üç Silahşörler

Uygulamanızı yaparken sadece 3 kişi ile başlayın. Bu size yeteri kadar kaynak sağlayacaktır. Bir tanesi geliştirici, diğeri grafiker ve sonuncusu da temizlikçi. Bu ne kadar zor gibi görünse de aslında problemleri çözmek ve başlangıçta karaları ve bunların sonuçlarını görme açısından etkilidir. Sürekli iletişim halinde olmalısınız. Eğer 3 kişi ile birinci versiyonu çıkamıyorsanız, ya versiyon özelliklerini düşürmeli ya da gruptaki kişileri tekrar gözden geçirmelisiniz. İlk versiyon projenin uçuşa geçip geçmeyeceği hakkında bilgi verir.

Sürekli Sınırlandırın

Sınırlandırmaları kabullenin. Etrafta istediğiniz kadar ne insan, ne zaman ne de para var.

Öncelikler

Büyük Fikrin Ne?

Uygulamanın ne yapıyor? Bu vizyona kesinlikle sahip olunarak geliştirilmeye başlanmalı. Eğer işler karışmaya başlamışsa “Bizim vizyonumuz neydi” sorusu sorulmalıdır.

Problem ile karşılaşınca problemdir

Var olmayan problemlerin hakkında şimdiden kaygılanma. Gerçekten bu gün 3 tane programcıya ihtiyacın varken 8 tane yazılımcıyı işe almaya gerek var mı? Eğer bir iki hafta geç kaldıysan bu dünyanın sonu değil. Müşterilerine bunun nedenini söyleyin. En önemli nokta bu kararları tam zamanında verin.

Ölçeklendirmeyi Sonra yapın

Esneklik

Uygulamanız olabildiğince esnek olmalı yaklaşımı yanlıştır. Yazılımın bir vizyonu olmalıdır. Taraf tutmalıdır. Kullanan kişiler sadece özelliklere değil bu yaklaşımlara bakmaktadır.

Özelliklerin Seçimi

Yarım, özellikleri Yarım değil

İyi fikir şu şekilde tanımlanabilir; Ürününün ne yapmasını istediğine karar ver ve özellikleri ikiye böl.

Önemli Değil

Sadece hayati öneme sahip olan işleri yapın. Sorulan her “Neden bunu yapmadın?” Sorusuna “Çünkü Önemli değildi” denebilir.

İşe Hayır ile başlayın

Yarım ama özellikleri çalışan bir uygulama “hayır” diyerek başlar. Her soruya “evet” cevabı verdiğinizde bir tane çocuk evlat edinirsiniz.

Yönetebileceğiniz Şeyi Geliştirin

Affiliate programı başlatacaksanız buradaki kullanıcıları idare edebileceğiniz, ödemelerini yapacağınız bir sisteminiz varmı? Belki bunun yerine onlara puan verip sonrasında bunu manuel olarak her ay hesaplarına yatırabilirsiniz.

1 GB bedava alan verebilecek misiniz? Yapabileceğiniz şeylerin sözünü vermelisiniz.

İnsan Çözümleri

İnsanları kendi yolunuza çevirmeye çalışmayın. Kendi sorunlarını kendi şekilleriyle çözebilecekleri kadarıyla bir uygulama yapın ve gerisini onlara bırakın.

Özellik taleplerini unutun

Kullanıcı güneşin altındaki her şeyi ister. Forumları incelediğinizde en fazla başlık girilen konu sizin özellik talebinizdir. Tabi size şu özellik ne güzel olur, bu çok da zor olmasa gerek, bunu yaparsanız gerekirse iki katı vermeye hazırım gibi talepler gelebilir. Fakat daha önce de konuştuğumuz gibi sizin ilk söylemeniz gereken şey hayırdır. Peki bu talepler ne yapılmalı, elbette okuyup silinmeli.

İnsanlara “Bir özelliği çıkaracak olsanız neyi çıkarırsınız” sorusunu sorun. Neden o özelliği kullanmadıklarını öğrenin.

Süreç

Programı ayağa kaldırmak için yarışın

Projede bir momentum sağlamak için programın ayağa kalması oldukça önemli bir noktadır. Bu önceliğiniz olmalıdır, diğer tüm detayları görmezden gelebilirsiniz. Bunu yapabilirseniz önünüzü daha iyi bir biçimde görebilirsiniz. Program çalıştığında artık afaki paragraflar dolusu metinlere gerek kalmayacaktır.

Temizle ve tekrarlar

İlk başladığınızda mükemmele ulaşamazsınız bundan dolayı sürekli değişiklik yapmanız gerekmektedir. Size gelecek geri dönüşlere göre sayfada değişiklik yaparak ürünün yaşayan bir ürün olmasını sağlayabilirsiniz.

Fikirden uygulamaya

Fikir ile gelinir. Ürünün ne yapacağına karar verilir. Kullanışlı olduğu nasıl anlaşılır?

  • Kağıt üzerine skeç yapılarak fikirler kağıda geçirilmeli. Bunların hepsi deneme amaçlıdır. Bundan dolayı yanlış cevap yoktur.
  • HTML ekranların oluşturulması ile herkes ekranların nasıl bir akışta devam edeceğini görebilmeli. Henüz bir program kodu yazmayın. Sadece test amaçlı şeyler yazabilirsiniz.
  • Kodla, fakat bunu yaparken her zaman yaptıklarınızın tekrar tekrar üzerinden geçilebileceğinizin farkında olmanız lazım. Burada eğer bir tarih vermiş bile olsanız bu tarihi önemsemeyin. Eğer beğenmediğiniz bir konu varsa başa dönün.

Ayarlardan Kaçının

Küçük detaylara karar verin. Örneğin: Her sayfada kaç tane mesaj gösterilmeli, bunun için hadi kullanıcıya bırakalım. Sağ tarafta bir combobox ile 20-50 vs. yazmak yerine kendiniz karar verin. Bu ayarlar sizi daha zorlu kararlardan korur.  Bir kullanıcı olarak sürekli küçük küçük şeyler hakkında düşünmek oldukça yorucudur. Ayrıca ayarlar daha fazla yazılıma neden olur. Bu da daha fazla kod, daha fazla test, daha fazla dizayn ve daha fazla ara yüz demektir. Bunlar da kırık ekranlara, dandik tablolara ve birçok başka bug’a neden olabilir.

Bitti

Bitti dediğinizde hedefinize eriştiniz demektir. Fakat ya bitti değil de “tamam” derseniz. Bu en nihayetinde beyin ameliyatı değil, bir telefon uygulaması veya web uygulaması tekrardan yazın.

Uygulamanızı Gerçek Ortama göre yapın

Uygulamanızın geri dönüşlerini gerçek kişilerden alın, kullanılabilirlik testi çok nadir gereklidir. Unit testler ise gerçeği yansıtmayabilir. Eğer birisinin üstünden ne yaptığına bakarsanız fikir edinebilirsiniz fakat insanlar bu durumda daha az hata yapma eğilimindedir. Halbuki siz aslında hatayı görmek istemektesiniz.

Zamanınızı Kısıtlayın

Haftalık, aylık görevler yerine daha küçük parçalar şeklinde (6-10 saat) görevlerinizi ayarlayın. Bu diğer problemlerde de aynı şekilde çalışır. Çok büyük bir probleminiz mi var, olabildiğince küçültün. Sonra teker teker yapın.

Bütünlük

Birçok firma bölümleri dağıtarak çalışanların kendi alanlarını kendi küçük dünyalarından görmelerine neden olur.  Bu şekilde yaptıkları uygulamanın tamamında ne işe yaradığını bilemezler. Fakat iletişimin daha etkin olması için bırakın metin yazarı grafiker ile birlikte çalışsın.

Sessizlik

İnsanlar bir şeyleri yaparken sessiz bir ortama ihtiyaç duyalar.

Toplantı yapmayın

Toplantılar konsept düzgün olarak anlaşılmadığında ortaya çıkar. Bunun yerine konsepti basit şekilde tutarak email veya anlık mesajlaşma ile kolayca tartışabilirsiniz. Bazı durumlarda kesinlikle toplantı yapılması gerekiyorsa 30 dakikaya alarm ayarlayın ve çaldığında toplantı bitsin.

Küçük Başarılara Erişin ve Kutlayın

Yazılım geliştirmede en önemli konu motivasyondur. Motivasyon yereldir yani kendiniz çalıştığınız şey üzerinde motive olamıyorsanız yaptıklarınız olması gerektiği gibi olmayacak hatta berbat olacaktır.

Uzun döngüler motivasyonunuzu kırabilir. Kutlamaların arasına aşırı derecede zaman girer. Diğer taraftan kısa zamanlı kutlamalar harika motivasyon yaratır. Diyelim ki aylar süren bir döngünün içerisindesiniz bir gün ayarlayın ve “4 saatte bu projeye neler yapabiliriz?” sorusunu düşünün sonra yapmaya çalışın. Bu yeni bir özellik olabilir, daha önce var olan bir özelliğin geliştirilmesi olabilir vs. Bu 4 saat sonunda bir başarı hissedeceksiniz.

Çalışanlar

Erken veya geç büyümeye gerek yoktur. Kendi alanında en iyi 100 kişiye ulaşabilseniz bile, bunların hepsini birden almak iyi bir fikir değildir. Bu kadar insanı sizin çalışma kültürünüze anında adapte etmek çok mümkün değildir. Eğitim, kişilik, iletişim gibi alanlarda çok farklı kişilikler ile karşılaşabilirsiniz. Bundan dolayı kimseyi işe almayın.

“Test sürüşü” yapın

Birisini işe almadan önce küçük bir proje ile o projeyi nasıl işlettiğine bakın eğer istediğiniz gibi değilse her iki taraf için de kazançlı olur.

Çalıştıracağınız kişinin open source’da ne kadar paylaşımda bulunduğuna bakın.

Birisinin hangi üniversite mezunu olduğu ortalamasının kaç olduğu gerçekten önemli midir? Bunun yerine open source projelerini inceleyip ne üzerinde çalıştığına bakabilirsiniz. Böylece kişileri söylediğine değil de yaptığına göre değerlendirebilirsiniz.

Uzun dönem bir teknolojide çalışmış ve onun piri olmuş kişiler yerine çabuk öğrenebilen kişileri tercih edin.

Küçük takımlarda birkaç şapkayı birden giyebilecek kişilere ihtiyaç vardır. Dizayndan anlayan programcılar, kod yazabilen grafikerlere ihtiyacınız vardır. Herkesin müşteriler ile konuşabilmesi gerekmektedir.

Bir işe şevkliymiş taklidi yapılamaz.

İşe alım safhasına geldiğinizde işin gurusunu almanıza gerek yok. Mutlu ve orta düzey bir çalışan mutsuz ve şevksiz bir şekilde çalışandan daha iyidir. Şevk ile çalışan yazılımcılar bulun, bir işi verip ayrıldığınızda o işin yapılacağına emin olun. Size çokça soru sorup sormadığına bakın, ilgili kişiler çok soru sorarlar.

Eğer iki kişi arasındaysanız iyi yazarı alın.

Bu kişinin yazılımcı mı yoksa programcı mı olduğunun önemi yoktur. Çünkü iyi bir yazar düzgün kod yazar, düzgün dizayn yapar ve düzgün e-posta atar vs.  İyi yazar aslında kelimelerden ötedir. İyi yazar nasıl iletişim kurulacağını bilir. Yaptığı işi daha kolay anlaşılır şekilde yapar. Temiz bir şekilde düşünür.

Arayüz Dizaynı

Önce Arayüzleri Dizayn Et

Program yaparken önce dizayn işleminin yapılması daha iyidir. Programda değişiklik dizayn değişikliğine göre çok daha uzun zaman alacağından önce daha kolay değiştirilenden başlamak mantıklıdır. Ayrıca dizayn aslında sizin sattığınızdır. Dizaynı öne koyarak aslında ileride soracağınız soruları öne almış olursunuz.

Önce çekirdekten başlayın

Yapacağınız projede öncelikle navigasyon, tablar ,footer, logo gibi bölümleri yapmanıza gerek yok. Merkezini yaparsanız daha iyi olur. Merkez projenizin olmazsa olmazı demektir. Kullanıcıların sizin sitenize gelme amacı burası olmalıdır. Bu işlemler bittikten sonra navigasyona, tablara vs. başlayabilirsiniz.

Sayfanın üç durumunu yapın

  • Boş

Kullanıcı sitenize ilk girdiğinde gördüğü ekran.

  • Normal

Ekranda tüm veri gelecek yerler doldurulduğunda görünen ekran.

  • Hata

Herhangi bir hata olduğunda gelecek ekran.

Defansif dizayn

İşler yanlış gittiğinde sayfanızın nasıl görüneceğinin dizaynını yapın sürekli bu aklınızda olsun. Bunu “defensive Design for the web” diye internette aratarak daha derinlemesine inceleyebilirsiniz.

İçeriği Tutarlılığa Tercih Edin

Aksiyonlar buton mu olmalı yoksa link mi? Aksiyona göre değişir. Takvim liste şeklinde mi olmalı yoksa grid şeklinde mi? Duruma göre değişir. Gördüğünüz gibi çoğu şey “duruma göre değişir” Bundan dolayı sayfa bazında farklılıklar olabilir. Her sayfa aynı şablonda olacak diye bir şey yok. Bundan dolayı aslında önemli olanı vermek asıl konu olmalıdır.

Metin Yazarlığı

Nasıl her ikon, yazı tipi, pixel önemliyse ne yazdığınız da bir o kadar önemlidir. Bundan dolayı kullanıcınız ile aynı dili konuşmalısınız.

Tek Arayüz

Admin arayüzü genelde kullanıcı arayüzünden farklı olarak görselliğe pek fazla önem verilmeden hazırlanır. Bunu engellemek için tüm sistemde kullanıcıya gösterdiğiniz ara yüzlerin aynısını dizayn edin.

Kod

Az Kod

Kodunuzu olabildiğince basit yazın karmaşıklığı azaltın. Her defasında kodu artırdığınızda yazılımın üstel bir biçimde büyür ve karmaşıklaşır.

  • Az kodun yönetimi kolaydır
  • Codebase’i küçüktür bu da daha az düzenleme gerektirir.
  • Değişikliğin masrafı daha azdır.
  • Daha az bug’a neden olur
  • Daha az destek gerektirir.

Hangi özelliğin eklenip çıkarılacağı da az kod ile ilintilidir. Çok çok çok gerekli olmadıkça bunları dışarıda bırakmanız gerekmektedir.

Programcıların geri cevap vermesine olanak verin. Mesela A’yı size şunu yapmam 12 saat sürer ama bunun yerine şu B’yi yapsam 1 saatte yapabilirim dediğinde onu dinleyin.

Mutlu Programcı

Mutlu programcı ile çalışmanın katlayan etkileri bulunmaktadır. Mutlu programcı iyi, okunabilir kod yazar. İyi yaklaşımlar yapar. Bunun için programcının 8 saat çalışabileceği bir ortam yaratmak önemlidir. İstediği dil ile yazması da buna dahildir.

Borcunuzu Ödeyin

Borç çoğu zaman para gibi görünse de aslında kod da olabilir örneğin, işi yapmak için kötü kod yazdığınızı düşünün bu bir borçtur. Bazı zamanlar bunu yapmak mantıklıdır. Olabildiğince gerçekçi olmak adına bu teknik kullanılabilir. Fakat bu bir borçtur ve bu borcun sonrasında ödenmesi gereklidir.

Kapıları Açın

Kullanıcılarınızın bilgi alabileceği tüm kapıları açın. Örneğin bilgilerine RSS ile erişebilsinler bu şekliyle uygulamanız farklı yönlere evirilebilir. RSS kullandırarak kullanıcınızın her zaman sizin sitenize girmesini engelleyebilirsiniz. API’ler yazarak da aynı şekilde programcılara uygulamanızı açarsınız ve bu bulunmaz bir kaynaktır.

Kelimeler

Fonksiyonel şartname yazmayın

  • Fonksiyonel şartname sadece fantezilerden oluşur. Gerçeği yansıtmazlar, uygulama yazılımcılar onu yazmaya başlayana kadar ve dizayncılar dizayn edene kadar gerçek değildir.
  • Herkesi mutlu hissettirebilir fakat gerçekte yardımcı değildir.
  • Sadece herkesin mutabık olduğunu düşündüğü bir düştür. Herkesin mutabık olduğu bir metin aslında bir mutabakat değildir. Herkes aynı şeyi okusa bile farklı şeyler düşünebilir. Sonrasında “Ama bir dakika ben böyle düşünmemiştim” diyebilirsiniz. “Burada anlatılmak istenen bu değildi” denebilir.
  • Daha fazla özelliğin yazılmasına neden olur. Başka bir özelliği o kağıda yazmak çok kolaydır.
  • Fonksiyonel şartname değişimi, tekrardan kontrolü engeller. Bir özellik üzerinde konuşuldu ve karara varıldıysa artık kötü bir seçim bile olsa bu seçimi yapmak zorunda olduğunuzu hissedersiniz.

Peki ne yapılmalı, Uygulamanızın bir sayfalık hikayesini yazın. Eğer bir sayfadan uzunsa çok kompleks diyebilirsiniz. Bu maksimum bir gününüzü almalı.

Sonrasında arayüze başlayın, hemen bir skeç çizin ve ardından html ile bunu kodlayın, bir çok paragraftansa bu şekilde arayüzler yapmak çok daha iyidir. Arayüzlerde mutabık kalmak akılda hiçbir soru bırakmaz. Uygulamanız ne kadar esnek olursa o kadar iyi.

Gereksiz Dokümantasyondan Kurtulun

Eğer bir doküman çok çok gerekmedikçe yazmayın. Yapın fakat yazmayın, eğer bir şeyi görsel ile gösterebiliyorsanız yazmak yerine skeç kullanın. Örneğin bir taslak çizdiniz fakat bunu dizayna geçirmediniz. Bu kağıdın durmasının gereği yoktur. Yapmayacağınız şeyler ile uğraşmayın.

Kısa hikayeler anlatın

Eğer yeni özellik hakkında illa bir şey söylemeniz gerekiyorsa bu durumda hikaye anlatın. Bunun bir makale olmasına gerek yok, kısa kısa hikayeler şeklinde anlatabilirsiniz.

Gerçek Cümleler Kullanın

Lorem Ipsum her ne kadar web designer’ların bir numarası olsa da içeriğin tam olarak nasıl duracağını bilmemek aslında bir handikap. Bundan dolayı metinleriniz gerçek olsun. Eğer siteniz gerçek veriler ile doldurulmuş olsa eksik göründüğünde yine metin ekleyebilirsiniz.

Ürünün Kişiliğini Oluşturun

Ürünü bir kişi olarak düşünün. Nasıl bir kişi? Nazik mi? Disiplinli mi? Eğlenceli mi? Buna karar verdiğinizde bu kişiliğe göre yazın ve arayüzü buna göre ekleyin. Ne zaman bir değişiklik yapacak olsanız bu kişiliğe göre ekleyin.

Ücretlendirme ve Kayıt

Bedava Deneme

Birisinin sizi fark etmesi için ona bedava bir şeyler verin. Kullanıcıları kendi ortamınıza alıştırın. Bunu deneme sürümleri ile yapabilirsiniz. Eğer alışırlar ise ürününüzü almak için oltaya gelmiş olurlar. Bu şekilde daha fazla proje ve başka özellikler sunabilirsiniz.

Hesap iptalini ve kayıt olayı kolay yapın

Kayıt olmayı ve iptalini kolay yapın. Hatta iptalinin sonucunda tüm bilgilerini içeriden alabileceği bir araç yaparsanız daha iyi olur bu size olan güveni artırır. Nasıl kayıt olurken çok fazla soru sormuyorsanız, iptal olayında da çok soru sormayın.

Kimse uzun dönemli kontratlardan, kayıt ücretlerinden vs. hoşlanmaz

Ürün aydan aya para alabilir, ayrıca kontrol yapıp iptal edildiğinde para talep etmeyin. Bunlar çok basit cingözlükler. Burada kendi başımdan geçen bir olayı anlatayım. Bir promosyon ile WSJ gazetesine abone oldum. 1$’a 3 ay internet üzerinden WSJ’yi okuyabilecektim. Gazeteye kayıt olduktan hemen sonra nasıl kaydımı iptal ettireceğimi düşündüm. Çünkü eğer 3 ayı geçerse aylık 20$ civarında para verecektim ve buna tam emin değildim. İnternet üzerinden iptal almıyorlarmış, bende telefon etmeye çalıştım Türkiye hatlarında problem var ve kimse açmadı. Bunun yerine Amerika numarasını aramamı istedi. Bende daha kolay bir yöntem olarak düşündüğüm kart numaramı değiştirme yöntemini uyguladım. Fakat kart numaramı değiştirdikten bir hafta sonra hesabım iptal oldu. WSJ meğer sürekli benim hesabımı kontrol ediyormuş. Para çekmese bile varlığını ve doğruluğunu kontrol ediyor. Bu bana oldukça anlamsız geldi. Şimdiki düşünceme göre hesabımın iptal olması daha iyi, böylece bir siteye kayıt olurken önce nasıl iptal edeceğimi araştırmayı öğrendim.

Promosyon

Teaser > Preview > Launch

  • İnsanların ne üzerinde çalıştığınıza dair bir ipucu verin. Bu logo olabilir, blog post olabilir vs.  Teaser serviyesinde yapmanız gereken Reddit, Boing Boing, SlashDot, Digg gibi sitelerede yayınlanmasını sağlayın bu size Google sıralaması kazancı olarak dönecektir.
  • Preview adımında ise ürünün temasını anlatın, bu ekran görüntüsü vs. olabilir. Özelliklerden bahsedebilirsiniz. Fikrin arkasında ne var bunlardan bahsedebilirsiniz. Ayrıca altın bilet gibi uygulamaya önce gelenlere bedava dağıtabilirsiniz.
  • Launch zamanında ise artık daha önce kayıt olmuşlara mail atın, daha önce yazdığınız blog uygulamalarını sitenize yönlendirin. Gelişim hakkında bilgi verin. Bunlar kaç kişi kayıt oldu,  ne geliştirmeler yapıldı vs. gibidir.

Promosyon Sitesi

Olması gerekenler şunlardır;

  • Uygulamanızı yapmanızın nedeni nedir?
  • Özellikler hakkında video veya fotoğraflar ile anlatım yapın.
  • Manifestosunu belirleyin
  • Gerçek hayatta ne gibi dertlere derman olduğunu örnekler ile anlatın.
  • Uygulama hakkında kullanıcılardan gelen güzel mesajları yazın.
  • Forum ile kullanıcıların birbirleri ile iletişime girebilecekleri bir platform hazırlayın.
  • Blog yazın
  • Sitenizde bulunan kullanıcı kayıt ekranına kolayca erişebilecekleri bir link koyun.

Blog yazın

İyi bir blog reklamdan daha fazla kullanıcı getirebilir.

Hemen birşeyler istemeye başlayın

Sitenin ismin aldıktan logoyu ve ipucu veren birkaç kelimeyi belirledikten sonra hemen kullanıcılardan mali istemeye başlayın. Böylece canlı ortama çıktığınızda onları bilgilendirebilirsiniz.

Özellikleri Sunun

Örneğin bir projeniz var bu projede eğer etrafa bilgilendirme yaparsanız başarılı olduğunuzda sizi takip eden sayısı artacaktır. Diyelim ki Java ile kodluyorsunuz ve bu alanda farklı bir şeyler geliştirdiniz. Tebrikler artık arkanızda Java topluluğu bulunmkatdır. Diyelim ki bloğunuzda RSS desteği var tebrikler blogcuların ilgisini çektiniz.

Logları takip edin

Loglarınıza bakıp kimin sizin hakkında konuştuğunuzu sürekli kontrol edin. Kim hakkınızda kötü konuşuyor. Hangi bloglarınız Technorati, Blogdex, Feedster gibi sitelerde yayına çıktı bunları takip edin. Sizin yaptıklarınızı yayan kişilere teşekkür edin ve onların üst bir listeye konularak yapılan değişikliklerden ilk onların haberdar olacağını haber verin. Eğer yorumlar negatif ise bunları iyi bir şekilde dinleyin ve düzgün bir şekilde “Buna şundan dolayı karar verdik” gibi mantıklı cevaplar verin.

Uygulama içerisinde yükseltme olanağı verin

Örneğin dosya yükleme için kullanıcının permium olması gerekiyorsa, free kullanıcı dosya yüklemeye çalıştığında bunu anca ücret vererek yapabileceğini söyleyin ve bunun neden iyi bir fikir olduğuna onu inandırın.

Destek

Destek ile geliştirme arasındaki farkı anlamanız lazım. Bunun için yazılımcıların doğrudan müşteriler ile iletişime geçmesi lazım. Böylece problemin doğrudan kaynağını göreceklerdir. Desteği dış firmalara vermeyin. Bunu kendiniz yapın. Gerekirse müşteri taleplerinden sıkılsanız, kızsanız bile bunu yapmanızda fayda var.

Sıfır Eğitim

Ürününüz için eğitim dokümanı yazmayın. Bunun yerine soru cevap veya gerektiği yerlerde yardım metinleri ile bu işi yapın.

Hemen Cevap verin

Müşterilere hemen cevap verdiğinizde çok mutlu oluyorlar. Tam olarak yeterli cevap veremeseniz bile hiç yazmamaktan iyidir. Çalışma saatleri içerisinde  soruların %90’ına en geç 90 dakika içerisinde cevap vermelisiniz.

Zor Aşk

Kullanıcıların her istediğini yapamazsınız. Tekrar hatırlatalım her şey en basitiyle olmalıdır. Kullanıcı her zaman haklı değildir. İstemediğiniz birkaç özelliği kullanıcı istediğinden dolayı uygulamanıza sıkıştırmayın.

Yaptığınız Yanlışları Paylaşın

Eğer yanlış yaptığınız bir konu var ise bunu insanlara söyleyin. Mesela uygulamanın down olması, bunun neden olduğunu da bildirebilirsiniz. Açık ve transparan olun bu konuda. Gizli şeyler tutmanıza gerek yok. Bilgili müşteri en iyi müşteridir. Göreceksiniz ki bu batırdığınız işler kullanıcının gözünde beklediğiniz kadar kötü de olmayabilir.

Canlı Sonrası Geliştirmeler

30 gün sonrasına major bir güncelleme ayarlayın. Bu sizin müşterileri dinlediğinizi gösterir. Başka bloglarda konuşabileceğiniz yenilikler verir.

Sürekli üretimde olduğunuzu bilsinler.

Blog yazmayı canlıya geçişten sonra bırakmayın. Bu blog sürekli güncellenmelidir. Blog’da yazabilecekleriniz; Soru cevap, nasıl yapılır, ipuçları, yeni özellikler vs. dir.

Beta sözcüğünü kullanmayın.

Bu kullanıcıların projenizin üzerinde bir bağlılığınızın olmadığı fikrine kapılmasına neden olur. Eğer ürüne yeteri kadar güvenmiyorsanız ne zaman canlıya çıkacağınızı halka arz edebilirsiniz. Ürününüzün mükemmel olmasını beklemeyin, canlıya alın ve yenisini çıkmaya çalışın.

Tüm buglar aynı seviyede değildir.

Bugları öncelik sırasına koyun. Hatta bazılarını görmezden gelin. Tüm bugları anında düzeltmek zorunda değilsiniz. “Doğru çalışmıyormuş gibi görünüyor” bugları bir süre bekleyebilir. Eğer bir bug veri tabanını etkiliyorsa sizin de tahmin edebileceğiniz gibi anında düzeltilmesi gerekmektedir. Ayrıca bug’ların etrafına çok korku duvarı oluşturmayın bunun normal olduğunu kabullenmelisiniz.

Rakiplerinizin Yeniliklerini Takip edin.

Uygulamanın şişmesine izin vermeyin

Uygulamanız web tabanlı ve aylık gelir modeline dayalı olursa uygulamanıza Microsoft gibi sürekli birşeyler eklemeye ihtiyacınız yoktur. Uygulamanın bu şekilde genişlemesinin nedeni biraz da satış ile alakalıdır. Siz bu tuzağa düşmeyin bazen insanlar isveç anahtarı gibi herşeye sahip olmak yerine sadece kaleme ihtiyaç duyarlar.

Akışa ayak uydurun

Sonuç

Artık uygulamanızı yazmaya hazırsınız.  Herkes kitap okuyabilir. Herkesin bir fikri olabilir. Herkesin kuzeni web dizayn işi yapabilir. Herkes blog yazabilir. Burada farklılık sizin bunları ne kadar iyi yaptığınız ile alakalıdır. Başarı işi ne kadar iyi yaptığınız ile alakalıdır. Yaptığınız projenin tüm dallarında bir harmoni ve balans olmalıdır. Her zaman zayıf olduğunuz bağlantıları kontrol edin ve bunları iyi seviyeye getirmeye çalışın.

Çalışanlar

Birşeyler yapmak isteyen insanlar hiç durulmazlar. Bu insanları bulduğunuzda bırakmayın sonunda bu kişiler harika bir firmaya sahip olmanızı sağlayacaklardır.

Yaptığınız işin yazılımdan fazlası olduğunu bilin.

 

Sağlıcakla kalın.

Nasıl Motivasyon Oluşturulur

1) Çalışma Ortamı:
Motivasyon için bir yazarın dağ evine çıkıp hiç elektrikli cihaz kullanmadığından bahsediyor. Bu yazmanın daha zor olacağını gösterse bile bu yazarın şimdiye kadar 20 tane kitabı bulunmakta. Daha önce bilgisayar ile yazmaya başlayan yazar bilgisayarda iş yaparken oradan oraya atladığından bahsediyor ve bunun kendi motivasyonunu baya etkilediğini söylüyor. Stephen King’de aynı şeyden muzdarip daha öncesinde odanın ortasında büyük bir masası olduğunu söylüyor. Bu masada çalışamadığından daha çok sarhoş olarak oturduğundan bahsediyor. Sonra masasını değiştirdikten sonra tamamen değiştiğini söylemiştir. Masaya oturduğunda yazması gerektiğini kendisine dikte etmiştir.
2) Başlamamak
Plan ile gerçeğin arasındaki farklardan bahsediyor. Örneğin hayallerde işeme, baş ağrısı gibi mefhumlar yok ise de gerçekte bunlar bulunmaktadır. Bunların yaşanması gerekmektedir.
3) “Sessizlik istiyorum” – tam da değil.
Her yerde tam sessizliği yakalamak mümkün olmayabilir. Bu üretime oldukça etki eden bir şeydir. Bazen kendinizin üretkenliğini bile kesintiye uğratabilirsiniz. Örneğin üretken bir anınızda aniden e-postalarınızı kontrol etmek. Bunları ortadan kaldırmanız gerekmektedir.
4) 90/10
İşin %90’ını yapabilirsiniz fakat son %10’unu bitirmek yıllar alabilir.Bunun nedeni kendinize olan bir başarı durumunda bunu kontrol edip edemeyeceğinize olan güvensizlikten dolayıdır. Yani o işi başarmaktan korkmanızdır.
5) Bitirmeye Karar verme
Bazı işler o kadar büyüktür ki bitirmekten kaçtığınızın farkına varamayabilirsiniz. Bundan dolayı bu büyük uygulamaları küçük gerçek parçalara ayırın. Örneğin “Gelecek seneye kadar 5 kilo vereceğim” dediğinizde hemen hile yapmanız mümkündür. Sonra “bir sonraki hafta başlarım” diyebilirsiniz. Bunun yerine her hafta şortla çekindiğiniz bir fotoğrafa bakın, bunun ile ilgili blog yazın vs. Bu fikir sizi daha fazla motive edecektir. Hayır bunu yapamam diyebilirsiniz. Ama bu durumda zaten başarılı olamazsınız.
Not: Bu makalede thelastpsychiatrist.com sitesinden yararlanılmıştır.

Gon Adında bir Tilki

Bu çevirisini yaptığım hikaye Japon kültürünü anlatan temel hikayelerden biridir. Ezop masallarına benzer. İngilizcesini http://www16.plala.or.jp/hananohosomichi/gongitsune.html adresinden okuyabilirsiniz.

 

Bu gençken köyümde yaşayan yaşlı Mohei’den duyduğum bir hikayedir. Zamanın birinde Nakayama diye bir yede küçük bir kale varmış. Bu kale benim köyüme çok yakınmış. Kral Nakayama-sama da işte bu küçük kalede yaşarmış. Nakayaya çok yakın bir yerde Gon adında bir tilki yaşarmış. Gon eğreti otların her yeri kapladığı bir ormanda küçük bir inde yaşarmış. Gündüz ve geceleri dışarı çıkar yakın köylerde yaramazlıklar yaparmış. Tarlalara gider ve tatlı patatesleri kökünden söker ve etrafa dağıtırmış. Güzelim kanola çiçeklerinin tohumlarını söker ve ateşe atarmış. Hatta köylünün birinin evinin arkasındaki kırmızı biberleri bile aşağı indirmiş. Çok büyük sorunlara yol açmış.

Bir güz gününde Gon mağarasından hiç dışarı çıkamamış. İki veya üç gün hiç durmadan yağmur yağmış. Yağmur durulduğunda Gon rahatlayarak dışarı çıkmış. Gök yüzü çok temiz ve canlıymış ki herkes o an öten kuşun harika sesini duyabilirmiş.

Gon ormandan ayrılarak ırmağın yanına kadar yürümüş. Irmağın yanında otların başları görünüyormuş. Yağmur damlaları otların üstünde harika bir görüntüye neden olmuş. Üç gün yağmur yağdığından ırmak suyu da yükselmiş. Normalde sudan uzakta kuru yerde yaşayan otlar bile çamurlu suyun altında kalmış. Gon çamurlu yoldan ırmak boyunca aşağıya doğru gitmiş. Irmağın kenarında bir adam görünçe çok şaşırmış. Yavaşça büyük otların arkasına saklanarak adamın onu görmesini engellemiş. Gizlice izlerken adamın sessiz sessiz birşey sakladığını görmüş. “Bu Hyojyu mu?” diye de merak etmiş. Hyojyu sıkı bir şekilde giyilmiş Kimonosuyla beline kadar suyun içinde duruyormuş. Başında bir bandana varmış ve yüzünün bir tarafına da ot yapışmış. Yuvarlak ot yüzünde sanki bir benek gibi görünüyormuş. Bir zaman sonra Hyojyu balığı torba ağının içinden torba gibi birşeyin içine aktarmış ve torbayı sudan çıkarmış.

Ağın içerisinde biraz ot ve çürümüş ağaç dalları olmasına rağmen balığın çırpındığı görülüyordu. Ayrıca dikkatli bakarsaydınız büyük balığın parlayan sırtını ve iri bir yılan balığını da görebilirdiniz. Hyojyu büyük balık ile yılan balığını sepetine koymuş ve daha önce içine balık koyduğu torbayı da ağzını açıp suya atmış. Hyojyu sonrasında nedendir bilinmez balık torbasını alıp ırmaktan dışarı çıkmış. Torbayı ırmağın kenarına koyarak sepetin olduğu yerden ırmağı inceleye inceleye biraz uzaklaşmış. Hyojyu gider gitmez Gon hemen saklandığı uzun otların arkasından çıkmış ve doğrudan balıkların olduğu sepete gitmiş. Yine yaramazlığı tutmuş, balıkların hepsini teker teker sepetten çıkarmış ve ırmağa geri salmış. Balıklar çamurlu suda çırpına çırpına uzaklaşmışlar. Son olarak yılan balığını ırmağa geri bırakmaya çalışmış ama çok kaygan olduğundan bir türlü tutamamış. Gon sabırsızlanmış ve kafasını sepetin içine gömmüş. Yılan balığını ağzına almış. Yılan balığı ani bir hareketle hemen Gon’un boynuna yapışmış. Sonrasında Hyojyu Gon’u görmüş ve “Hırsız tilki! Hırsız tilki!” diye bağıra bağıra sepete doğru gelmeye başlamış. Gon şaşkın bir şekilde yerinden sıçramış, yılan balığını boynundan atmaya çalışmış ama balık öyle bir yapılmış ki boynundan ayırmak imkansızmış. Gon boynunda yılan balığı ile oradan kaçmaya başlamış. Gon kendi yuvasına geldiğinde arkasına bakıp adamın gelip gelmediğini kontrol etmiş fakat Hyojyu tilkiyi takip etmiyormuş. Gon rahatlamış, ardından boynundaki balığı ısırarak boynundan çıkarmış ve oracıkta öldürmüş. Ölü yılan balığını mağarasına yakın bir yere otların üzerine bırakmış.

On gün sonra, Gon Yasuke’nin evinin arkasında dolaşıyormuş. Evin yanında dolanırken Yasuke’nin karınısını incir ağacının yanında dişlerini siyaha boyarken görmüş ( Eskiden japon kültüründe siyah diş güzellik belirtisiydi ) Sonrasında demirci Shinbei’nin evinin yanından geçerken karısının saçlarını taradığını görmüş.”Buralarda bir şeyler oluyor” diye kendi kendine söylenirken. Acaba bir festival mi var diye düşünmüş. Fakat eğer festival olsa fülüt sesleri veya davul sesleri olurdu diyerek festival olamayacağına karar vermiş. Ayrıca eğer festival olsa şirin ( Japon tapınağı ) bayraklarla donatılmış olmalıydı diye düşünmüş. Böyle kendi kendine düşünürken Hyojyu’nun evinin yanından geçmiş. Geçerken çok belirgin bir şekilde kırmızı bir kuyu görmüş. Bir çok insanın o eski evin içini doldurduğunu görmüş. Kadınların kimono ( yerel kıyafet, özel günler için ) giydiğini ve ateşi harladıklarını görmüş. ( Japonlar ölüleri yakarlar) Ateşin üstünde büyük bir kapta yemek kaynıyormuş. O anda Gon anlamış ki bu bir cenaze merasimi. “Acaba Hyojyu’nun ailesinde kim öldü” diye düşünmüş. Gon öğlen olduğunda, mezarlığa ( ölü küllerinin koyulduğu yer ) gitmiş ve girişteki heykelin arkasına saklanmış. O kadar güzel bir günmüş ki uzaktan kalelerin çatılarındaki kare kare kiremitler görünüyormuş. Kırmızı örümcekler oğul vermiş ve yerler kırmızı bir elbise gibi görünüyormuş, sonrasında Gon uzaktan köylülerin çanları çala çala geldiklerini duymuş.

Bu cenaze töreninin başlayacağına dair bir işaretmiş. Cenaze alayını eşlik eden beyaz kimonalarını giymiş kişileri görüvermiş. Ayrıca sesler de gittikçe yaklaşıyormuş. Cenaze alayı mezarlığa girince yerdeki örümceklerin çoğu ölmüş. Sonra gözü Hyoju’ya ilişmiş, Hyojyu beyaz kimonosunu giymiş ve annesinin adına kazınmış tableti tutuyormuş. Tatlı patates gibi sürekli parlayan güler yüzlü görünen Hyojyu, o gün çok üzgün ve solmuş görünüyormuş. “Anladım” demiş Gon kendi kendine, ölen Hyojyu’nun annesi. Sornasında Gon yavaşça kafasını yine heykelin arkasına saklamış. O akşam, Gon deliğinde düşünedurmuş. “Hyojyu’nun annesi hasta olduğunda mutlaka yılan balığı istemiş ve Hyojyu bundan dolayı yılan balığı yakalamış ve diğer balıkları suya salmış demekki” diye düşünmüş. Öyleyse Hyojyu annesine yılan balığını getiremedi ve kadın sürekli yılan balığını düşleyerek, keşke yılan balığı olsaydı da yeseydim diyerek ölmüş. Gon “Keşke bu olayı engellemeseydim” diye düşünmüş

Hyojyu kırmızı kuyunun yanında arpalarını yıkıyormuş. Şimdiye kadar annesiyle fakir olsalar bile birlikte yaşayıp gidiyorlarmış. Fakat şimdi Hyojyu tek başına kalmış. Gon Hyojyu’yu çalıların arkasından izlerken aynen benim gibi tek başına diye düşünmüş. Tam Gon oradan ayrılacakken seyyar satıcının sesini duymuş. “Sardalyalarım var! Ucuza taze sardalyalarım var” diye bağırıyormuş. Gon bu sese doğru giderken arka kapıdan Yasuke’nin karısı “Ben biraz balık almak istiyorum” demiş. Seyyar satıcı arabayı yolun kenarında durdurmuş ve parıl parıl parlayan sardaylaraından biraz alıp Yasuke’nin evine gitmiş. Bunu gören Gon hemen arabanın yanına giderek sepetten 5-6 tane sardunyayı almış ve geldiği yere geri dönmüş. Sonra Hyojyu’nun evine gitmiş ve balıkları arka kapının eşiğine bırakmış ve hızlıca oradan ayrılmış. İnine dönerken Hyojyu’nun hala arpaları yıkadığını görebiliyormuş. Bu yaptığım davranış iyi bir kefaret diye düşünmüş Gon. Ertesi gün dağdan ceviz toplayan Gon cevizleri Hyojyu’nun evine götürmüş. Arka kapın geçerken Hyojyu’nun yemek yemeye başlayacağını görmüş. Hyojyu bir elinde pirinç tabağı ile görünmüş. Gon yüzüne dikkatli bakınca Hyojyunun yüzünde çizikler ve yaralar görmüş. “Ne oldu acaba” diye düşünmüş, bu sırada Hyojyu kendi kendine konuşmaya başlamış “Kim o sardunyaları benim evime getirdi acaba, seyyar satıcı benim çaldığımı sanıp dövdü beni” diye söylenmiş. Gon iyilik yaptığını sanarken bu olay Hyoju için daha da kötüye mal olmuş. Gon Hyoju adına kötü hissetmiş. Satıcı Gon yüzünden Hyoju’yu dövmüş. Bunları düşünürken sessizce cevizleri girişe bırakmış ve oradan ayrılmış. Gon ertesi gün ve ondan sonraki gün de dağdan ceviz toplamaya ve Hyoju’nun evine getirmeye devam etmiş. Üçüncü gün, sadece ceviz değil biraz da mantar getirmiş.

Güzel bir ağustos akşamında, Gon gezinti için dışarı çıkmış. Nakayama kalesine doğru giderken karşıdan seslerin geldiğini duymuş. Kuşlar yine şarkılarını söylüyorlarmış. Gon hemen yolun kenarına saklanmış. Sesler yaklaşmış. Gelenler Hyojyu ve Kasuke’ymiş.

Hyojyu : ” Gerçekten diyorum Kasuke ”
Kasuke : “Efendim ? Ne ? ”
Hyoju : “Son zamanlar etrafımda çok garip şeyler oluyor”
Kasuke: ” Ne gibi ? ”
Hyojyu: “Çok ilginç bir şekilde birisi hergün evime ceviz ve mantar getiriyor.”
Kasuke: “Kim ? ”
Hyojyu: “Hiç bir fikrim yok, birisi eve bunları bırakıyor ve ayrılıyor”
Gon iki adamı takip ediyordu.
Kasuke: “Gerçekten mi?”
Hyojyu: “Gerçekten, eğer yalan söylediğimi düşünüyorsan yarın gel sana cevizleri göstereyim. Kendi gözlerinle görürsün”
Kasuke: “İlginç”
Sonra birlikte sessizce biraz daha yürümüşler. Sonra Kasuke aniden arkasına bakmış. Gon şaşırmış ve hemen yoldan çekilmiş. Kasuke Gon’u görememiş ve Hyojyu ile yoluna devam etmiş. Kichibei’nin evine geldiklerine ikisi de doğrudan içeriye girmişler. Tapınaktan gelen ritmik davul sesleri her yerde yankılanıyormuş. Gon kağıt kapıya bakınca papazın kel kafasını aşağı yukarı dua ederken görmüş. Bir süre sonra üç adam daha Kichibei’nin evine girdi. Gon papazın duasını duyabiliyormuş.

Papaz duasını bitirene kadar Gon su kuyusuna varmış. Sonra Hyojyu ve Kasuke birlikte tapınaktan ayrılmışlar. Hyojyu ve Kasuka’nın ne konuşacaklarını merak eden Gon arkalarından gölge gibi hiç ayrılmamış
Kasuke : “Ne konuşuyorduk, He hatırladım, Bence bunları sana Tanrı getirmiş olmalı”
Hyojyu : “Gerçekten mi!” diye şaşkına dönmüş.
Kasuke : “Düşünüyorum da bunları sana hiç kimse bırakmaz.Tanrı senin yalnız olduğunu biliyor ve sana acıdığından ceviz ve mantar veriyordur.” diye oldukça inandırıcı bir biçimde konuştu.
Hyojyu : “Olabilir mi böyle birşey gerçekten?”
Kasuke : “Bence öyle. Bundan dolayı her gün Tanrıya dua etmelisin”
Hyojyu : “Kesinlikle haklısın”
“Rezalet!” dedi Gon içinden. “Her gün Hyojuya ceviz ve mantar getiren benim, Tanrı değil. Bu adil değil” diye hayıflanmış.

Sonraki gün Gon Hyojyu’nun evine biraz daha ceviz götürmüş. Hyojyu o ara kulübesinde ip eğiriyormuş. Hyonju’nun evde olduğunu anlayınca Gon yavaşça arka kapıdan içeri girmiş. O ara Hyonju hemen anlamış birşeylerin olduğunu ve bi bakmış ki içeride tilki var. “Bu tilki benim tuttuğum yılan balığını çalan tilki, kesin yine haylazlık yapmaya gelmiştir” diyerek yerinden kalkmış “Şimdi ben sana ona göstereceğim”. Hemen gitmiş duvardaki tüfeğini almış ve içerisine barut doldurmuş. Gon’un arkasından bir el ateş etmiş “Bam!” Gon tam kaçacakken Hyojyu onu vurmuş. Gon büyük bir acıyla yere yığılmış. Hyojyu daha yakından görmek için yanına gitmiş ve o an kapının girişindeki cevizleri görmüş. “Ne !” diye şoka uğramış. Sonra aklına bir anda şimşek gibi “Cevizleri getiren tilkiydi” düşüncesi çakılmış. “Cevizleri getiren sendin!” diye bağırmış. Gon yerde yatarken başını yavaşça sallamış. Tüfek Hyojyu’nun elinden sıyrılmış ve ucundan ince mavi bir duman yükselmiş.