Yetişin Çocuklar – Prof. Dr. Selçuk Şirin

Kitabı okumamın nedeni tahmin edebileceğiniz gibi ileride bir çocuğumun olması ihtimalinden dolayıydı. Gayet güzel ve bence her ebeveyin okuması gereken bir kitap. Bunun gibi birçok kitap olduğuna eminim. Selçuk hoca aslında Twitter’dan da takip ettiğim bir bilim adamı. Böyle kişilerin yazması ve bunları paylaşılması ülkem için gurur kaynağı. Dünyadan yeni bilgiler toplayıp toplumumuzu değiştirecek konulara önayak olmak oldukça önemli. Bunun çok yapılmadığını düşünmediğimden değerlerini bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Kitaba geri dönecek olursak; çocuk yetiştirmenin sadece anne babanın değil tüm bir toplumun davası olması gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Buna aslında şu yönüyle bakmıştır kendisi, çocuğu yetitirecek annenin sağlığının yerinde olması, ruh salığının yerinde olması üzerinden. Buna farklı bir bakış açısı da bence Mother adlı bir Japon filminde geçmektedir. Bu bakış açısı da bir annenin çocuğu sadece kendisine bırakılacak kadar bağımlı olmalımıdır? Eğer anne yetersiz ise belki toplumun sağlığı için çocuklar anneden de alınabilmelidir teması üzerine bir film. Gerçek bir hikaye, bundan dolayı izlemenizi tavsiye ederim.

Bebeklerin bilişsel gelişimleri aslında anne karnındayken başlamakta ve 3 yaşına kadar %90 tamamlanmaktaymış. Yani ne yaparsanız o zamana kadar yapın diyor. Sonrasında yapılan yanlışların veya eksiklerin düzeltilmesinin oldukça zor olduğundan bahsetmekte.

Anne babaının çocuk gelişiminde en önemli sorunu gelişim doğuştan mı kodlanmıştır yoksa sonradan mı değişmektedir. Burada eskiler büyük bir oranda doğuştan kodlandığına inansa da günümüzde artık sonradan değiştirilebileceğine inanmak ebeveynlerin atabileceği en önemli adım olarak görülmektedir.

Kitapta bazı deneylere de yer verilmektedir. Bunlardan biri Strange Situation diye adlandırılan bir deneydir. Deneyi https://www.youtube.com/watch?v=upb0sc5CLAs adresinden izleyebilirsiniz. Burada olay çocuğun annesine ne kadar güvendiğiyle alakalıdır. Bu güveni sağlamak gerekmektedir.

Diğer bir konu ise ebeveynlerin çocuklarını nasıl yetiştirdiği ile alakalı, bunlar otoriter, demokratik, serbest, ilgisiz olarabilir. Otoriter olanlar genelde yeniliğe, farklı deneyimlere karşı oldukça tutucu olmaktadırlar. Bundan dolayı çok başarılı bulunmamaktadır. Demoratik bu üçü içinde en başarılı olandır. Çocukları serbestteki kadar serbest bırakmasa da bir serbestlik sağlar. Sınırlandırma ise gerekçeli nedenlere dayandırılır. Sınırlandırma kesinlikle vardır. Serbest ebeveynlikte ise çocuğun her istediği verilir fakat sınırlandırmada hiç birşey yapılmaz. Çocuklar bu şekilde büyütülürse saldırgan tavırlar sergileyebilir. Sonuncusu ilgisiz ebeveyn tarzı ise tahmin edebileceğiniz gibi çocuğu sanki yokmuşcasına davranan ebeveyn tarzı. Bu çocuk için en kötü tarzdır.

Türkiye’de babalıktan bahsetmiş. Babaların %80 son 1 ayda çocukları ile televizyon izleyerek zaman geçirdiklerini söylemişler. Satranç ve bunun gibi oyunlar ise %20. Günümüzde bu televizyon, youtube, ve bunun gibi doğrudan tüketilen içeriklerin bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunların tüketilmesi ile alakalı eğitim çok önemli. Sosyal medya kullanımı da keza öyle. Etkileri oldukça fazla olan bir konu. Bunun içinden sağ çıkmak bırakın çocuklar, orta yaşlı insanlar için bile oldukça zor. Baba konusuna dönersek, belki de çocukların çoğunluğunun babasız yetiştiğini söylemek mümkün. Tabi ülke şartlarında babasının yapacağı bir sürü gereklilik var. Ülkemizde ekmek aslanın ağzında elbette babalardan bir Litvanyalı, İsviçreli baba’nın yapması gerektiği kadar iş yapmasını istemek zor olabilir. Hem çalışma saati olarak hem çalışma zorluğu olarak oldukça zorlu bir ortam Türkiye. Fakat yine de bunlar bizi yıldırmamalı. Aksi taktirde sürekli olarak aynı döngü içerisinde kalacağız. Televizyon izlemektense belki birlikte yapılabilecek bir uğraş, hatta bir muhabbet bile çok daha etkili olabilir.

Çocuk gelişimi ile alakalı okul öncesi eğitimin önemli olduğu söylenmektedir. Tabi bunun ile birlikte annelerin omega-3 seviyelerinin de çocuk gelişimine ve IQ’suna etkisi bulunmaktadır.

Değinilen bir diğer konu ise aile içi iletişimin çocuğu ne kadar etkiledeği. Çok fazla konu hakkında konuşulmayan ailelerde çocukların daha konuşkan ve iletişim kuran ailelere göre bir sıfır geride başlamaktadır. Bu deneye göre üst gelir grubu ile alt gelir grubu arasında 30 milyon kelime farkı vardır.

Çocuklara doğumundan itibaren kitap okunmalıdır. Öncelikle bu kitaplar resim yoğun iken sonraları ( 3 sene sonunda ) yazı yoğun olabilir. Kitap seçerken ders veren değil de daha çok soru soran kitaplar seçilmelidir. Ayrıca okurken de 3 yaşına kadar aslında kitaba değil çocuğa bakarak kitap okunmalı. Yani onun ile iletişim aracı olarak görülmeli kitaplar. Birinci yılın sonuna kadar bir kaç dakika iken sonraları bu 5-10 dk’seviyelerine çıkabilir. Çocuk daha fazla dikkatini toplayabiliyorsa bu daha da fazla olabilir.

Başarlı olmuş kişilerin çocukluk dönemlerine baktıklarında kendini daha fazla kontrol edebilenler daha başarılı olmuşlar. Bunun için Amerika’da bir marshmallow deneyi yapılmış. Çocuklara bir marshmallow veriyorlar ve diyorlar ki istersen şimdi yiyebilirsin veya 5 dk bekle böylece bir tane daha kazanırsın. Kendini tutabilen çocukların daha başarılı olduğu görülmüş. Bu sabırın kazanılmasının iki yöntemi olduğundan bahsetmektedir yazar. 1. si çocuk ile annenin bağının yüksek olması. 2. ise çocuğa iyi bir rol model olabilmektir. Çocuklara sabretmek kesinlikle öğretilmelidir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde genelde Türkiye’de eğitimden bahsetmektedir. Başarıszlığı ve başarılı olması için ne gibi eğitim süreçlerinin yapılması gerektiği hakkında bilgi verilmiştir. Fakat bence anneden tutun okula kadar olanların bu şekliyle olması kaçınılmazdır. Radikal bir değişim yapılmadıkça bu kaçınılmazın değişmesi gerçekten çok zor. En basitinden annenin çocuklarda baktığı en önemli özellik usluluk ülkemizde. İtaat ve usluluk sanki geçmiş yüzyılın birer değerleri. Bunlar artık belki de birincil öncelikten çıkmalıdır. Yasaların düzgün olduğu bir yerde, kimseyi kayırmadığı bir ülkede insanların usluluğu öncelik olmayabilir.

Yazara katılmadığım bir konu ise kodlama eğitimi hakkındadır. Çocuklara kodlama eğitimi bence verilmemelidir. Algoritma olabilir, iyi bir matematik eğitimi, mantık eğitimi denebilir fakat kodlama yanlış adlandırma olarak geliyor. 10 yıllık bir yazılımcı olarak ve yaptığım işe aşık biri olarak söylüyorum bunu. Kodlama çocuğu bir kalıba sokmak ve çocuğun herşeyi küçük küçük parçalara belirli bir metodoloji ile işlemesi anlamına gelir. Buradaki belirli bir metodoloji ise başkaları tarafından belirlenmiştir. Burada çocuğun bir hayali olamaz. Algoritma ise çocuğun ulaşmak istediği hedefe götüren adımların çocuk tarafından hazırlanması için bir çatı görevi görür. Bu bağlamda çocuğa kodlama eğitimi vermek demek aklını bir seviyede sınırlandırmak demektir. Eğer yapacağı projede kodlamaya ihtiyaç varsa elbette kodlamayı kullanmalıdır. Fakat nihai hedef kodlama değil algoritmaya bağlılıktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir